Hamilelik dönemi ve annelik ile ilgili aydinlatici bilgiler. Normal doğum, sezeryan doğum, suda doğum görüntüleri. Epidural, spinal anestezi videoları.


Dogurmak Yeniden Dogmak Gibidir

Kas 10, 2008 Author: admin | Filed under: Doğum, Hamilelik, hamilelik donemi

Asagidaki yazimizda anne adaylarimiz gebelik donemi, dogum ve dogum sonrasi icin faydali bilgileri bulabilirler.

Çocuk doğurma yaşı, büyük kentlerde 30′lara ulaştı, 40′lara doğru ilerliyor. Meslek sahibi kadınlar, anne olmayı planlarken, artık ince eleyip sık dokuyorlar. Gelişmiş ülkelerde yaşlı nüfus çoğunlukta. Aileler genellikle tek çocukla yetiniyor. Bir yandan evlatlarına iyi bir eğitim ve sağlam bir gelecek sağlamak için çocuk sayısını kısıtlıyorlar, öte yandan da kadınlar sosyal yaşamdan uzaklaşmayı veya kariyerlerini kaybetmeyi göze alamıyorlar. Tabii çirkinleşmekten de çekiniyorlar. Çünkü artık daima aktif, genç ve güzel olmak ‘in’; kendini ailesine adamış fedakar bir anne tablosu ise neredeyse ‘out’ hale geldi! Oysa anne olmak dünyanın en güzel şeylerinden birisidir. Bir anne bebeğini doğururken, kendisi de yeniden doğar! Sağlıklı gebelik ve doğumlar, kadınların güzelleşmesine, uzun yıllar gençliğini korumasına yardımcı olur.

GEBELİĞE BAĞLI DEĞİŞİMLER
Hamilelik döneminde birçok kadın hem gereğinden fazla kilo alır, hem de ciltleri bozulur. Vücut formunun bozulması, cilt lekeleri, dolaşım bozuklukları, kılcal damar çatlamaları, varisler, karın ve göğüslerdeki çatlaklar gibi sorunlarla karşılaşır. Gebelik sırasında cilt daha fazla yağ üretir, ter bezleri ise daha yavaş çalışır. Bu sorunların tümü üç nedenden kaynaklanır:

1. Östrojen hormonunun yükselmesi

2. Kilolarla artan vücut ağırlığı ve hareketsizlik

3. Güneş etkileri

Hamilelik bilinçli bir şekilde yaşanacak olursa, bunların çoğu önlenebilir. Bir kısmı zaten doğumdan sonra geçer. Gebelik boyunca beslenme ve harekete özen gösterilmesi çok önemlidir. Böylece hem bebek daha sağlıklı olur, hem anne doğumdan sonra kolayca formuna kavuşur, hem de çatlaklar ve ödemler büyük ölçüde önlenir. Düzenli egzersiz yapın. Hareket varisleri, ayak bileklerinde ve ayaklarda su birikmesini (ödem) önler, karın kaslarını kuvvetlendirir, doğumu kolaylaştırır. Çatlaklara gelince… Karın ve göğüslerin hacmi genişlediği için deri gerilerek çatlar. Bu çatlaklar yeni oluştuğunda tedavi edilmeleri mümkündür. Özellikle mikrodermabrazyon uygulaması, hamilelik çatlaklarında çok etkilidir.

KİLO VARİSE YOL AÇAR
Hamileliğin ileri aylarında, vücut ağırlığı bacak damarları üzerindeki basıncı artırır. Bunun sonucunda hamile kadınların bazılarında varisler meydana gelir. Bu nedenle ne kadar az kilo alınırsa, o kadar iyidir. Varisler en çok baldırlarda, üst bacak bölgesinde, vajina ve anüste görülür. Doğumdan sonra kilo verilince, nispi bir düzelme olur. Neyse ki, varisleri gidermek için gayet etkili tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. Hamileliğin özellikle son aylarında az veya çok herkeste ödem görülür. Önlem olarak gebelik boyunca tuzu azaltın. Gebelik süresince ödem söktüren ilaçlar kullanmayın. Bu tür ilaçlar vücut sıvısının atılmasına yol açar ve bebek için tehlike yaratır. Ayaklarınız şişiyorsa, her fırsatta biraz yükseğe kaldırıp uzatın. Uyurken, altına yastık koyun. Gebelikteki ödemler, doğumdan sonra kaybolur.

LEKELERİN ÇOĞU GEÇİCİDİR
Gebelik sırasında ciltte çeşitli lekeler oluşabilir. Bunların çoğu östrojen seviyesinin yükselmesine bağlıdır. Bu lekeler doğumdan sonraki ilk yıl içinde kaybolur. Ancak güneş bu lekeleri pekiştirir. Bu nedenle hamilelik boyunca cildin güneşten korunması gerekir. Gördüğünüz gibi; doğru beslenip, doktorunuzun tavsiye ettiği egzersizleri yaparsanız ve fazla kilo almazsanız, güneşten de korunursanız gebelikten korkmanıza gerek yok. Hormonal değişikliklerin yol açtığı tüm sorunlar ve lekeler, doğumdan sonra geçer. Bebeğinizi emzirirken, karın kaslarınız toparlanır. Kalıcı lekeler sadece güneşten kaynaklanır. Vücudun deformasyonu ise fazla kiloların ve hareketsizliğin eserleridir. Doğurmak, yeniden doğmak gibidir

kaynak: http://arsiv.sabah.com.tr/2008/10/22/gny/haber,B61F60C5AD504A35890A2CD647864E87.html

Evet bir cok hamile bayanin aklindaki soru hamileyken ilac kullanilabilir mi, hamileyken hangi ilaclar kullanilmaz, ilac kullaniminda nelere dikkat etmek gerekir ve hamilelikte ilac kullanimi ile ilgili daha bir cok soru. Iste bizde sizlere yardimci olabilmek icin hamilelerin kullanmamasi gereken ilaclar ile ilgili bir makaleyi asagida sizler ile paylasiyoruz.

Gebelik sırasında kullanılan bazı ilaçların hem anne hem de bebek için ciddi riskleri var. Öyle ki, bu durum bazen hekim tarafından gebeliğin sonlandırılmasını bile gerektirebiliyor. Hekim tarafından istenmeyen gebelikler, Antalya’da düzenlenen 10. Ulusal İç Hastalıkları Kongresi’nin de en önemli konu başlıklarındandı. Biz de konuyu uzmanlarla görüşerek gebeliği risk grubuna sokan ilaçları öğrendik.

X grubu ilaçlar asla kullanılmamalı
Hamilelik döneminde ilaç kullanımı bir hayli yaygın. Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Op. Dr. Çetin Çam, gebelerin yüzde 90′ının hamilelik süresince reçeteli veya reçetesiz ilaç kullandığını söylüyor. “Bir kısmı hekim takibinde gerekli olduğu için, bir kısmı kişinin, özellikle gebe olduğunu bilmediği bir zaman süresince kullandığı ağrı kesici, ateş düşürücü ve benzeri ilaçlar. Bir hekim, gebeliğini tespit ettiği bir kadında her türlü ilaç ve benzeri kullanımını sormak zorunda. Bu tip ilaçlardan çok önemli bir kısmının gebeliği ve/veya bebeği kötü yönde etkilemediği bilinmekle beraber, ciddi tehlikeleri olabileceği de akıldan çıkarılmamalı.”

Gebelikte ilaç alımı sorgulanırken ilaç kavramına da açıklık getirilmesi gerektiğini söyleyen Op. Dr. Çetin Çam, doğal gıdalar dışındaki her türlü madde tüketiminin bu gruba girdiğini belirtiyor: “Bazı doğal gıdaların aşırı tüketiminde istenmeyen etkiler ortaya çıkabilir. İlacı sadece fabrikada üretilen, paketlenen ve eczanelerde satılan bir ürün olarak düşünmemek lazım. Birtakım aşılar bile gebelikte istenmeyen sonuçlara yol açabilir.”

Türkiye’de küçük ya da büyük anomalili doğum oranı yüzde 3. Bunun yüzde 70′inin nedeni belli değil ama İstanbul Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Kerim Güler yüzde 1-2’sinin tek sorumlusunun ilaçlar olduğunu söylüyor.

“İlacın dozu, alınış yolu, metabolizması ve ilaçların annenin gebeliğinin hangi döneminde kullanıldığı, yapacağı zararlar açısından çok önemli. Hekimler tarafından çok iyi bilinmesi, ilacı kullanan gebenin aydınlatılması, gerekirse gebeliğe son verilmesi gerek.”

Gebelik sırasında kullanılan ilaçlar, taşıdıkları risklere göre kategorilere ayrılıyor. A kategorisinde vitaminler var mesela. Hem insan hem de havyan deneylerinde zarar vermediği kanıtlandığı için rahatlıkla kullanılabilir.

B kategorisinde, hayvanlar üzerinde risk tespit edilmeyen ama insan üzerinde deneyi olmayan penisilin grubu antibiyotikler bulunuyor. Bu ilaçlar da güvenliye yakın şekilde kullanılabilir. Elbette hekim kontrolünde. C kategorisinde ise biraz daha risk taşımaya başlayan, hayvan deneylerinde risk gözlenen ilaçlar yer alıyor. Prof. Dr. Kerim Güler’e göre bu ilaçların yaşamsal kâr-zarar hesabı yapılarak kullanılması gerek. “Annenin hayatı ciddi tehlike arz ediyorsa, o anki hastalığı tedavi edilmediği taktirde zarar görecekse kullanılabilir ancak” diyor. D grubunda da yine risk yapacağı kanıtlanan bazı ilaçlar var.

Ve X grubuYani gebelikte asla kullanılmaması gereken ilaçlar. Veya kullanıldığı dönemde asla gebe kalınmaması gereken. Genellikle immün spesif denen bazı romatizmal hastalıklarda, kanser hastalıklarında veya immün sistemi baskılayan, kronik hastalıklara maruz kalan hastaların bu ilaçları kullanırken farkında olmadan gebe kalması durumunda, özellikle gebeliğin ilk 70 gününde (organların gelişme dönemi) kullandıysa mutlaka gebeliğin sona erdirilmesi gerekiyor.

Kronik hastalıklarda kullanılan ilaçlar
Diyelim ki kronik bir hastalığınız var, rutin ilaç kullanıyorsunuz ve gebe kalmak istiyorsunuz. Gebe kalmak için hekiminizin onay vermesi gerekiyor. Zira hekim kontrolünde, hastalığın en hafif seyrettiği dönemde ilaçların kesilip öyle gebe kalınması gerek.

Ya gebeliğiniz planlı değilse? Kronik hastalığınız için ilaç kullanırken farkına varmadan gebe kalırsanız? Prof. Dr. Kerim Güler, farkına varmadan gebe kalma oranının Türkiye’de çok fazla olduğunu ve ciddi risk taşıdığını söylüyor: “Hasta bu ilaçları almaya devam ediyorsa fetus açısından büyük zararları var. Bir de bazı grup gebelikler var ki, annenin bir hastalığı var, hamile kaldığı anda hastalık ilerliyor. Bu da büyük sorun. Hekimler tarafından uyarılıyor ama bu tür gebeleri de çok sık görüyoruz.”

Her türlü hastalık gebeliğe eşlik edebilir, gebelikten önce veya ilk defa gebelikte de ortaya çıkabilir. Op. Dr. Çetin Çam, jinekoloğun mutlaka, hastalığın uzmanı hekimle işbirliği içinde gebeyi ortak takip etmesi gerektiğini söylüyor. “Uzmanın, gebeliğin hastalığın seyrini ne derecede etkileyebileceğinde tecrübe sahibi olması gerekir. İşbirliği içinde yapılan bir takipte gebelik sonuçları oldukça yüz güldürücü oluyor.”

Gebelikte en önemli hastalık grubunu guatr sorunları oluşturuyor. Mesela hipotiroidi. Tiroit bezinin az çalışması durumunda hamile kalındığında çocuk tiroit hormonlarından yoksun doğuyor. Bu da gelişme geriliği, zekâ faaliyetlerinde düşüklük anlamına geliyor. “Hipotiroidi hastaları hamile kalamaz mı peki?” sorumuza “Hekim tarafından ilacın dozu artırılarak hamile kalınmasına izin verilebilir” yanıtını alıyoruz.

Bir de gizli hipotiroidi hastaları var. Hastalığını bilmeden hamile kalanlar yani. Prof. Dr. Kerim Güler, bunların da sayısının çok olduğunu belirtiyor. “Annenin hormonları az, plasenta yoluyla çocuğa geçen hormonlar da Doğuştan guatrı az çalışan çocuğun başı büyük olur, zekâ fonksiyonları ilerleyen zamanlarda düşebilir.” Tiroit bezinin az çalışması gibi çok çalışması da (hipertiroidi) sorun gebelikte. Tiroit bezinin yavaşlatılmasını sağlayacak ilaçların belirli dönemlerde hekim tarafından uygun şartlarda kullanılması, anneyi normal düzeye çekerek çocuğun sağlıklı doğmasını sağlıyor.

Gebelikteki diğer risk faktörü ise diyabet. Anne hamile kaldığı zaman plasentadan salgılanan bazı hormonlar insüline, yani kan şekerini düşüren hormona karşıt yönde etki gösteriyor. Bu nedenle diyabeti yokken hamilelik döneminde diyabeti çıkan hastalar olabiliyor.

Diyabetli bir hastanın hamile kalmasında ise tedavide insülin ihtiyacını arttıran bazı tablolar ortaya çıkabilir ve hastalık ilerleyebilir. Bunun farkına tedavide varılması, annenin insülin dozunun ayarlanması gerek. Anne normal kan şekeriyle doğuma giderse herhangi bir sorun yaşanmayacağını söylüyor uzmanlar.

Böbrek hastalarının hamile kalması durumunda veya hamilelik döneminde ortaya çıkan böbrek hastalığı da çok önemli. Böbrek fonksiyonları çok bozuk hastaların zaten hamile kalamayacağını söyleyen Prof. Dr. Kerim Güler, kalsa bile çocuğun gelişemeyeceğini belirtiyor.

“Ancak” diyor, “Kreatin değeri dediğimiz böbrek fonksiyonları 3′ün altında olanlar, hafif derecede böbrek yetmezliği olanlar, hamile kalabilir. Çok yakından takip edilirse rahatlıkla doğum yapabilir.” Ya takip edilmezse? Yanıt; tansiyon yüksekliği, bacaklarda ödem ve idrarda protein kaybı bulguları ilerleyerek, annenin erken kasılmalarına ve çocuğun da strese girmesine yol açarak hem annenin hem çocuğun hayatını tehlikeye sokuyor. Hastaların bilhassa gebeliğin sonlarına doğru çok yakından takip edilmeleri gerekiyor. Ayaklarda şişme, tansiyonda yükselme olduğu anda mutlaka hekimlerine başvurmalılar. Kontrol altına alınamıyorsa, bebek doğacak kiloya ulaştığı anda gebeliğe son verilmesi gerektiğini söylüyor Prof. Dr. Kerim Güler. “Gebeliğe son verilmediği takdirde anne, hipertansiyona bağlı birçok hastalığa maruz kalabilir. Beynin kanlanması bozulabilir. Ki, mortalitesi (anne ölümü) çok yüksektir.”

Romatoit artrit ve lupus gibi romatolojik hastalıklar da her aşamada ilaç almayı gerektiriyor. Alınan ilaçların fetusa etkisi kaçınılmaz. Özellikle hamileliğin 70′inci gününe kadar olan fazda büyük anomalilere, derin kalbe, böbreklerin olmamasına sebep olabilir. Bu hastaların, hastalığın hafif seyrettiği dönemde hamile kalmasına müsaade ediliyor. İlaç alternatifleri çok fazla olduğu için B kategorisindeki ilaçlara geçilip, klinik bulguları azaltarak normal doğum yapmasına olanak sağlanabiliyor.

Gebelikte önemli olan bir hastalık da kalp hastalığı. Özellikle kapak hastalıkları denen veya dışarıdan takılan takma kapağı olan hastalar için doğum büyük bir yük. Kalp yetmezliği olan kalbin kasılma gücü yüzde 40′lardayken gebe kalınan durumlarda kalp yetmezliği bulguları çok ilerlediği için hekimler bu durumda hamileliğe izin vermiyor. Gebe kalınmışsa da bebeği erken dönemde, anneye zarar gelmeden almak gerekiyor.
Bu hastalar hamile kaldıklarında, kanı sulandıran, kapaklarda damarların tıkanmaması için kullanılan ilaçlar, doğacak bebek için risk teşkil ediyor. Gebeliğe son verilmediği takdirde annenin hastalığı ilerleyebilir, çocuğun gelişmesi bozulabilir ve çok büyük oranda anne hayatını kaybedebilir.

Ve karaciğer hastalarıProf. Dr. Kerim Güler’e göre, gebelik karaciğer için de yük. “Daha önceden karaciğer rahatsızlığı olmayan hasta, hamilelik sırasında gebelik yağlanması denen ciddi bir tabloyla karşı karşıya kalabilir. Help sendromu denen karaciğer enzimlerinin yıkılması ciddi bir tablodur. Karaciğer yetersizliğe girer, enzimleri yükselir, kanda kanamayı durduran kanama faktörleri düşer ve hasta kanamalarla kaybedilir. Gebelikte en çok korktuğumuz durumdur. Mutlaka yoğun bakım şartlarında atlatması gerekir o durumu.”

Bütün bu risklerle karşılaşmamak için yapılacak olan açık; hamilelik öncesinde gereken kontrolleri yaptırmak, hamilelik öncesinde ve sonrasında doktor takibinde bulunmak.

GEBELERİN ASLA KULLANMAMASI GEREKEN İLAÇLAR
Gebelik sırasında kullanılan bazı ilaçların hem anne hem de bebek için ciddi riskleri var. Öyle ki, bu durum bazen hekim tarafından gebeliğin sonlandırılmasını bile gerektirebiliyor.
Gebelikte Asla Kullanılmaması Gereken İlaçlar (etken Maddeleri)

ACE inhibitörleri ve ARB’ler (Hipertansiyon tedavisinde)
- Alkol kullanımı (Fetal alkol sendromu)
- Talidomid
- Radyoaktif iyot (Tiroit fonksiyon testlerinde)
- CT (Bilgisayarlı tomografi) çekilmesi
- Radyasyon (Yüksek doz)
- Diazepam (Anksiyete ilacı) Gebeliğin geç döneminde kullanılırsa, bebekte yorgunluk, aşırı tepki, titreme ve artan yeni doğan refleksleri görülür
Antibiyotikler
Kloramfenikol; Gri bebek sendromu, özel bir enzim eksikliği olan gebe veya kadınlarda alyuvarların parçalanması ile önemli derecede kansızlık

Flororkinolonlar; Eklem anormallikleri olasılığı (sadece hayvan deneylerinde izlenmiştir)

Kanamisin, streptomisin; Sağırlığa yol açabilecek kulak anomalileri

Nitrofurantoin; Özel bir enzim eksikliği olan gebe veya kadınlarda alyuvarların parçalanması ile önemli derecede kansızlık

Sulfonamidler, trimethoprim, sulfamethoxazole; Gebeliğin geç dönemlerinde kullanılırlarsa sarılık ve beyin hasarı olasılığı, Özel bir enzim eksikliği olan gebe veya kadınlarda alyuvarların parçalanması ile önemli derecede kansızlık

Tetrasiklin; Kemik büyümesinin yavaşlaması, dişlerde kalıcı sarı lekeler, bebeklerde diş çürüklerine yatkınlık, nadiren gebede karaciğer yetmezliği

Pıhtılaşmayı engelleyen ilaçlar
Heparin; Uzun süre kullanılırsa, annede kemik erimesi ve pıhtılaşmayı sağlayan kan hücrelerinin azalması
Warfarin; Doğum defektleri, anne ve bebekte kanamaya meyil

Sara ilaçları
Karbamazepin; Doğum defektleri, eğer bebeğe doğumdan sonra hemen K vitamini verilmez ise kanamaya meyil

Fenobarbital-fenitoin; Karbamezapin’e benzer etkiler

Trimethadione; Düşük riskinde artış, yarık damak, kalp, yüz, el ve karın organlarında yüzde 70′e varan oranda sakatlık olasılığı

Valproate; Yarık damak, kalp, yüz, el ve karın organlarında yüzde 1 oranında sakatlık olasılığı

Antihipertansifler
Anjyiotensin-konverting enzim (ACE) inhibitörleri / Gebeliğin geç dönemlerinde alınırsa, bebekte böbrek hasarı, bebeğin suyunun azalması, yüz, eklem ve akciğerlerde sakatlık riski

Beta-blokerler; Bebekte kalp atımının yavaşlaması, kan şekeri düzeyinin düşmesi ve gelişme geriliği olasılığı

Thiazid diüretikler; Bebeğin kanında oksijen, sodyum, potasyum ve pıhtılaşma hücrelerinin azalması, gelişmenin yavaşlaması

Kemoterapi (Kanser) İlaçları
Aktinomisin, vinblastin, vinkristin / Sadece hayvan deneylerinde gözlenen doğumsal sakatlıklar.

Busulfan, klorambusil, siklofosfamid, merkaptopurin, methotrexat, vinblastin / Alt çene kemiğinin gelişmemesi, yarık damak, kafa kemiklerinin gelişmemesi, omurga sakatlıkları, kulak defektleri, ayak anomalileri, büyümenin yavaşlaması

Ruh hâlini stabilize eden ilaçlar
Lithium; Kalp anomalileri, kas gücünün düşmesi, beslenme bozukluğu, tiroit bezinin daha az çalışması, su zehirlenmesi

Steroid olmayan antienflamatuarlar

Aspirin; Yüksek dozlarda alınırlarsa, doğumun başlangıcının gecikmesi, bebeğin dolaşım sisteminde bozukluklar, sarılık, nadiren beyin hasarı, anne ve bebekte doğum sonrasında kanama riski

Naproxen; Gebeliğin geç dönemlerinde alınırlarsa bebeğin suyunun azalması

Ağızdan kullanılan şeker hastalığı ilaçları
Klorpropamid, tolbutamid; Yeni doğanda şekerin düşmesi, gebenin şeker düzeyini kontrolünün güçleşmesi ve Tip 2 şeker hastalığı olan kadınlarda gebeliğin erken döneminde kullanılırsa doğumsal sakatlıkların artma riski

Cinsel hormonlar
Danazol; Gebeliğin erken döneminde alınırsa dişi bebekte cerrahi düzeltmeyi gerektirebilecek kadar erkekleşme

Dietilstilbestrol; Bebekte rahim anormallikleri, âdet düzeni sorunları, kız çocuklarda vajina kanseri riski artışı ve erkek bebeklerde penis

Sentetik progestinler (doğum kontrol haplarında kullanılan düşük dozlar hariç ) / Danazole benzer etkiler

Cilt ilaçları
Etretinat; Bebekte kalp anomalileri, küçük kulaklar, kafada su toplanması

Isotretinoin; Etretinata benzer etkiler, Zekâ geriliği, düşük riskinde artış

Tiroit ilaçları
Methimazole; Bebekte az çalışan veya büyümüş tiroit bezi, kafa kemiği anomalileri

Propiltiyourasil; Bebekte az çalışan veya büyümüş tiroit

Radyoaktif iyot; Bebekte tiroit bezi hasarı, ilk üç ayın sonuna doğru kullanılırsa, bebekte aşırı çalışan tiroit bezi ve bezde büyüme

Triioyodotironin; Bebekte aşırı çalışan tiroit bezi ve bezde büyüme

Canlı virüs aşıları

Kızamıkçık ve suçiçeği aşıları; Bebeğin aynı enfeksiyona maruz kalabilmesi

Kaynak: http://www.ensonhaber.com/Saglik/160612/gebelerin-kullanmamasi-gereken-ilaclar.html

Anne Sutu Anneyede Yararli

Eki 12, 2008 Author: admin | Filed under: Anne Sütü, Kadın Sağlığı

Asagidaki yazimizda anne sutunun yararlarini ve anneye olan faydalarini okuyabilirsiniz.

Özel Jimer Hastanesi’nden Opr. Dr. Gülin Okan, anne sütünün bebek ve anne için önemine dikkat çekerek, çocukların en az 1 yıl emzirilmesi gerektiğini söyledi. Dr. Okan, “Emzirme annenin hamilelik öncesi kilosuna dönmesini sağlar, yumurtalık ve göğüs kanseri riskini azaltır” dedi.

1 - 7 Ekim Emzirme Haftası nedniyle açıklamada bulunan Opr. Dr. Okan, anne sütünün birçok hastalığa ve enfeksiyonlara karşı korumaya yardımcı olduğunu bildirdi. Emzirmenin çene ve dişeti gelişimine faydalı olduğu gibi ruhsal gelişime katkısının da büyük olduğuna işaret eden Opr. Dr. Gülin Okan, “Anne sütü bebeğin değişen ihtiyaçlarına göre değişim gösterir. Sütün sabah ve akşam içeriği farklıdır. Bebek prematüre doğmuşsa, prematüre bebeğin ihtiyaçlarına göre farklılık gösterir. Anne sütü bebek için sindirilmesi en kolay olan besindir. Bu nedenle bebekler daha sık beslenmek ister ve daha iyi kilo alırlar. Ayrıca karın ağrısı, gaz sancısı ve kabızlık daha az sıklıkta görülür. Anne sütü alan bebeklerde ‘ani beşik ölümü sendromu (SIDS)’ daha az sıklıkta görülür. Temas, sıcaklık ve yakınlık sağlayarak emzirme ile anne ve bebek arasında özel bir bağ oluşur” dedi.

Anne sütünün bebekle birlikte anne için de büyük faydaları olduğunu belirten Okan, “Emzirme annenin kalori yakmasını sağlayarak hamilelik öncesi kilosuna dönmesine yardım eder. Yumurtalık ve göğüs kanseri riskini azaltır. Kemikleri güçlendirir. Adet kanamalarının başlamasını geciktirir. Doğum sonrası uterusun normal boyutlarına dönmesine yardım eder” diye konuştu.

Annelerin emzirme döneminde bebeğe birçok olumsuzlukların da geçebileceğinin farkında olması gerektiğini belirten Op. Dr. Gülin Okan, özellikle bebeği etkileyecek sigara, kafein, alkol, asitli içecekler ve ilaçlardan kaçınılması uyarısında bulundu. Op. Dr. Okan inek sütü konusunda da dikkatli olunması gerektiğini sözlerine ekledi.

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/news/461299.asp

Hamilelik donemi boyunca sık yasanilan problemler hakkinda bilgi sahibi olmak ve bu sorunlarin cevabini ogrenmek isterseniz asagidaki videomuzda Hamilelik süresince sık yaşanan problemler nelerdir? sorusunun cevabini uzmanimizin agzindan dinleyebilirsiniz.

Ağrılarınız başladıktan sonra sıvı gıdaları tercih edin. Bağırsaklarınızın boş olması doğumu kolaylaştırır.
Hastaneye gitmeden önce ılık bir duş alarak rahatlayın.

Sularınız geldiyse ayakta durmayın, en yakın sağlık kuruluşuna başvurun.

Korkmayın. Korku ve endişe ağrılarınızın düzenini bozarak doğumun uzamasına neden olur.

İki ağrı arasında düzenli nefes alıp vererek kendinizi ve bebeğinizi rahatlatın.

Zamanı gelmeden ıkınmayın.

Derin derin nefes alın. Sancı geldiğinde ağzınızı kapatın, çenenizi göğsünüze dayayıp, ellerinizle bir yerden (doğum masası veya yatağın kenardan) destek alarak bütün gücünüzle aşağıya doğru ıkının.

Bebeğinizin başı doğuncaya kadar ıkınmalara devam edin.

Bebeğinizin doğmasıyla doğum olayı henüz bitmemiştir. Sıra plasentanın (eşin) doğumuna gelmiştir. Bu safhada fazla ağrı hissedilmez.

Karnınıza yapılacak masajla eşin ayrılması kolaylaşır.

Derin derin nefes alın.

İlk yarım saat içerisinde bebeğin eşi ayrılacaktır.

Böylece doğum olayı sizin de yardımınızla sağlıklı ve kolay bir şekilde tamamlanmıştır.

Doğumdan sonra rahim eski haline dönmek için kasılır. Buna bağlı olarak da karnınızda hafif sertlik ve ağrı oluşur. Bu durum normaldir. Karnınıza yapacağınız hafif masaj rahimin çabuk toplanmasını sağlayarak doğum sonu kanamalarını azaltır.

Doğumdan sonraki ilk yarım saat içerisinde bebeğinizi emzirmeye başlayın. Bu hem doğum kanamalarını azaltır hem de bebeğinizle aranızda iyi bir bağ kurar.

Bu bilgiler doğrultusunda göstereceğiniz gayretlerle rahat ve kolay bir doğum yapabilirsiniz!

Kaynak:bsm.gov.tr

Hamilelik ve Doğum Ads





Hamilelik Menu


Bağlantılar


Etiketler