Hamilelik dönemi ve annelik ile ilgili aydinlatici bilgiler. Normal doğum, sezeryan doğum, suda doğum görüntüleri. Epidural, spinal anestezi videoları.


Suda Dogum Goruntuleri

Kas 18, 2008 Author: admin | Filed under: Doğum, Hamilelik, Suda Doğum, Suda Doğum Videosu

Asagidaki videomuzda anne adayimizin suda dogum ile bebegini dunyaya getirisini izleyebilirsiniz.

Asagida yer alan yazimi anne adaylarimizi yakindan ilgilendiriyor, eger henuz hangi sekilde dogum yapacaginiza karar veremediyseniz belki dogum yontemleri secimi ile ilgili yazimiz size yardimci olacaktir

Hangi metod ve hangi yolla olursa olsun, doğum bebeğin anne karnında belli bir süreçten geçip, dünyadaki her türlü fiziki ve ruhsal şarta hazır hale geldikten sonra dünyayla yüzleşmesidir. Bu süreç embriyolojik gelişi ve büyüme ile seyreder. Organların oluşumu 13. gebelik haftasının sonunda tamamlanır. Bu haftadan sonra sanki minyatür bir insan büyüyerek gelişir ve doğuma ulaşır. Gebelik süresi, son adetin ilk gününden başlayarak 40 hafta veya 280 gündür.

Hamileliğin mucize başlangıcı ile beraber doğum ve doğum şekli düşünülmeye başlanır. Ancak doğum konusunda korku ve telaşa yer olmamalıdır. Çünkü hiçbir uçak havada, hiçbir bebek anne karnında kalmaz. Önemli olan ulaşılacak hedefe hangi şartlar ve emniyette varacağınızdır. Gebelerden hasta olarak söz etmemeliyiz. Çünkü gebelik bir hastalık hali değildir. Gebeler ne normal doğumdan ne de sezaryenden korkmamalıdır. Ancak ikisinden birine de kesin hükümle bağlanmamalıdır. Doğum şekli presiplere uyularak seçilmelidir. Çünkü insan aldanabilir, presipler aldanmaz. Doğru sebepler ve gerçeklerle doğru karar vermeli ve uygulanacak metot en iyi şekilde yapılmalıdır. Gebelik takipleri ve doğum, disiplin içinde olmalıdır. Normal doğum tüm memelilerin türlerini devam ettirmek için sahip oldukları bir üreme şeklidir. Ancak insanlar yaradılışlarındaki doğallıklarını koruyamamış ve değişime uğramıştır.

Sonuçta 10 bin yıl öncesine göre bugünkü normal insanın tarifi değişmiştir. Normal bir kadının 3-4 kilometre günlük yürüyüş yapması beklenmekte iken bugün 500 metre dahi yürüme imkanı olmayan insan sayısı hayli çoktur. İç Anadolu, Güney, Güney Doğu, Karadeniz ve diger bölgelerde kırsal alanlarda, tarla ve bahçelerde çalışan bir gebe ile şehirlerin daha farklı şartlarında yaşayan gebelerin doğum seyirleri elbette farklı olabilir. Doğum şeklinde birçok farklı faktör rol alıyor. Anne yaşı, bebeğin büyüklüğü, annenin kalça yapısı, bebek başı ve anne çatısı arasındaki uyum, bebeğin geliş şekli, her biri doğumun yönünü etkilemektedir. Genç gebelerde, kalçayı oluşturan kemikler arasındaki kıkırdak dokular sıvı toplayarak, yumuşar, genişler ve doğuma hazırlık yapar. 30-35 yaşın üzerinde vucüdun bu kabiliyeti azalır. (takvim)

kaynak: http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=369488

Dogurmak Yeniden Dogmak Gibidir

Kas 10, 2008 Author: admin | Filed under: Doğum, Hamilelik, hamilelik donemi

Asagidaki yazimizda anne adaylarimiz gebelik donemi, dogum ve dogum sonrasi icin faydali bilgileri bulabilirler.

Çocuk doğurma yaşı, büyük kentlerde 30′lara ulaştı, 40′lara doğru ilerliyor. Meslek sahibi kadınlar, anne olmayı planlarken, artık ince eleyip sık dokuyorlar. Gelişmiş ülkelerde yaşlı nüfus çoğunlukta. Aileler genellikle tek çocukla yetiniyor. Bir yandan evlatlarına iyi bir eğitim ve sağlam bir gelecek sağlamak için çocuk sayısını kısıtlıyorlar, öte yandan da kadınlar sosyal yaşamdan uzaklaşmayı veya kariyerlerini kaybetmeyi göze alamıyorlar. Tabii çirkinleşmekten de çekiniyorlar. Çünkü artık daima aktif, genç ve güzel olmak ‘in’; kendini ailesine adamış fedakar bir anne tablosu ise neredeyse ‘out’ hale geldi! Oysa anne olmak dünyanın en güzel şeylerinden birisidir. Bir anne bebeğini doğururken, kendisi de yeniden doğar! Sağlıklı gebelik ve doğumlar, kadınların güzelleşmesine, uzun yıllar gençliğini korumasına yardımcı olur.

GEBELİĞE BAĞLI DEĞİŞİMLER
Hamilelik döneminde birçok kadın hem gereğinden fazla kilo alır, hem de ciltleri bozulur. Vücut formunun bozulması, cilt lekeleri, dolaşım bozuklukları, kılcal damar çatlamaları, varisler, karın ve göğüslerdeki çatlaklar gibi sorunlarla karşılaşır. Gebelik sırasında cilt daha fazla yağ üretir, ter bezleri ise daha yavaş çalışır. Bu sorunların tümü üç nedenden kaynaklanır:

1. Östrojen hormonunun yükselmesi

2. Kilolarla artan vücut ağırlığı ve hareketsizlik

3. Güneş etkileri

Hamilelik bilinçli bir şekilde yaşanacak olursa, bunların çoğu önlenebilir. Bir kısmı zaten doğumdan sonra geçer. Gebelik boyunca beslenme ve harekete özen gösterilmesi çok önemlidir. Böylece hem bebek daha sağlıklı olur, hem anne doğumdan sonra kolayca formuna kavuşur, hem de çatlaklar ve ödemler büyük ölçüde önlenir. Düzenli egzersiz yapın. Hareket varisleri, ayak bileklerinde ve ayaklarda su birikmesini (ödem) önler, karın kaslarını kuvvetlendirir, doğumu kolaylaştırır. Çatlaklara gelince… Karın ve göğüslerin hacmi genişlediği için deri gerilerek çatlar. Bu çatlaklar yeni oluştuğunda tedavi edilmeleri mümkündür. Özellikle mikrodermabrazyon uygulaması, hamilelik çatlaklarında çok etkilidir.

KİLO VARİSE YOL AÇAR
Hamileliğin ileri aylarında, vücut ağırlığı bacak damarları üzerindeki basıncı artırır. Bunun sonucunda hamile kadınların bazılarında varisler meydana gelir. Bu nedenle ne kadar az kilo alınırsa, o kadar iyidir. Varisler en çok baldırlarda, üst bacak bölgesinde, vajina ve anüste görülür. Doğumdan sonra kilo verilince, nispi bir düzelme olur. Neyse ki, varisleri gidermek için gayet etkili tedavi yöntemleri uygulanmaktadır. Hamileliğin özellikle son aylarında az veya çok herkeste ödem görülür. Önlem olarak gebelik boyunca tuzu azaltın. Gebelik süresince ödem söktüren ilaçlar kullanmayın. Bu tür ilaçlar vücut sıvısının atılmasına yol açar ve bebek için tehlike yaratır. Ayaklarınız şişiyorsa, her fırsatta biraz yükseğe kaldırıp uzatın. Uyurken, altına yastık koyun. Gebelikteki ödemler, doğumdan sonra kaybolur.

LEKELERİN ÇOĞU GEÇİCİDİR
Gebelik sırasında ciltte çeşitli lekeler oluşabilir. Bunların çoğu östrojen seviyesinin yükselmesine bağlıdır. Bu lekeler doğumdan sonraki ilk yıl içinde kaybolur. Ancak güneş bu lekeleri pekiştirir. Bu nedenle hamilelik boyunca cildin güneşten korunması gerekir. Gördüğünüz gibi; doğru beslenip, doktorunuzun tavsiye ettiği egzersizleri yaparsanız ve fazla kilo almazsanız, güneşten de korunursanız gebelikten korkmanıza gerek yok. Hormonal değişikliklerin yol açtığı tüm sorunlar ve lekeler, doğumdan sonra geçer. Bebeğinizi emzirirken, karın kaslarınız toparlanır. Kalıcı lekeler sadece güneşten kaynaklanır. Vücudun deformasyonu ise fazla kiloların ve hareketsizliğin eserleridir. Doğurmak, yeniden doğmak gibidir

kaynak: http://arsiv.sabah.com.tr/2008/10/22/gny/haber,B61F60C5AD504A35890A2CD647864E87.html

Suda Doğum Videosu

May 9, 2008 Author: admin | Filed under: Doğum, Suda Doğum, Suda Doğum Videosu

Suda Doğum Videosu izlemek icin buraya tiklayiniz.

Suda Doğum resimleri (fotoğrafları) icin buraya tiklayiniz.

Suda Doğum  Nedir? Suda Doğum Nasil Gerceklesir? 

Hidroterapi yani su ile tedavi uzun yıllardır kas gevşetici ve rahatlatıcı etkileri nedeni ile kullanılagelen bir alternatif tedavi yaklaşımıdır. Bu etkinin normal doğumlarda da kullanılabileceği fikri de oldukça eskilere dayanır. Dokümente edilen ilk su altı doğumu 1803 yılında Fransa’da yaşanmıştır. Ancak bu planlı bir doğum değidir. Uzun süre doğum eyleminde kalan ve biraz rahatlamak için sıcak su dolu bir küvete giren bir kadının doğumu bu esnada gerçekleşmiş ve bu tesadüf sonucu suda doğum yapan ilk kadın olarak tarihe geçmiştir.

1960′lı yıllara kadar suda doğum ile ilgili herhangi bir gelişme yaşanmazken bu tarihlerde ilk kez eski Sovyetler Birliği’nde Igor Charkovshy bu konuda denemelere başlamıştır. Onu 1978-1985 yılları arasında Fransa’da yaşayan Dr. Michel Odent izlemiş ve su altında pekçok doğumun gerçekleşmesinde yardımcı olmuştur.

Suda doğum uygulamaları daha sonraları bir ara güncellik kazansa da belirli bölgeler dışında hiçbir zaman popülarite kazanamamıştır. Günümüzde eski Sovyet Cumhuriyetleri, İngiltere ve Fransa’nın bir kısmı ile Amerika Birleşik Devletlerinde sınırlı sayıda klinikte uygulanmaktadır.

Suda doğum yaptıran ve bu uygulamayı savunan kişiler ılık suyun sakinleştirici ve ağrı giderici etkileri olduğunu ve bu etkinin kadının kendisini rahat hissetmesine ve doğumun daha kolay geçmesine yardımcı olduğunu ileri sürmektedirler. Bu görüşler dışında suda doğumun su dışında doğuma üstün olduğunu gösteren hiçbir bilimsel veri yoktur.

Konuyla ilgili yapılan ve normal doğum ile suda doğumu karşılaştıran sistemik bir araştırmada yarar ya da istenmeyen etki açısından her iki doğum şeklinin birbirine karşı avantaj ya da dezavantajının olmadığı gösterilmiştir. 1994-1996 yılları arasında İngiltere’de gerçekleşen doğumların sadece %0.6’sı suda olmuş ve bu doğumların da %9′u evde gerçekleşmiştir. Bu doğumlarda bebek ölüm oranı binde 1.2′dir ve normal suda olmayan doğumdan çok farklı değildir.

Suda doğum tüm dünyada yaygınlık kazanmadığından konu ile ilgili bilimsel araştrıma ve makaleler de son derece sınırlı sayıdadır ve bunların büyük bir kısmı ebelik ile ilgili dergilerde yer almaktadır. Suda doğum klinikleri de genelde ebelerin görev yaptığı merkezler şeklindedir. Karşılaştırmalı inceleme yapılan araştırma sayısı ise yine çok kısıtlıdır ve eldeki veriler fikir birliğine varmak için yeterli değilidir. Konuyla ilgili çelişkili bilgiler mevcuttur.

Bazı çalışmalarda suda doğum sırasında annede daha fazla sayıda ve daha ciddi doğum kanalı yırtıkları ortaya çıktığı ileri sürülürken bunun tam tersini bildiren çalışmalarda vardır. Benzer şekilde suda doğum ile normal doğum karşılaştırıldığında doğum eyleminin süresi, ağrıkesici gereksinimi gibi parametreler açısından da birbiri ile çelişen bilgiler yapılan az sayıdaki araştırmalardan elde edilmiştir.

Suda doğumu savunanların hipotezi ılık suyun kasları gevşeteceği ve zihinsel rahatlık sağlayacağı ve bu sayede plasentaya giden kan akımının artarak daha az ağrılı ve daha kısa bir doğum süreci yaşanacağıdır. Ancak burada suyun sıcaklığı önem kazanmaktadır.Su için ideal sıcaklık 37 derecedir. Suyun daha sıcak olması durumunda anne adayının kan dolaşımında değişim olabilir ve ani tansiyon düşüklüğü ile plasentaya giden kan akımlarında azalmalar yaşanabilir bu da hem anne adayını hem de bebeği gereksiz risk altına sokabilir. Ayrıca suda uzun süre kalınması durumunda anne adayında terlemeye bağlı sıvı kaybı görülebilir. Öte yandan doğum eylemi sırasında anne adayı su içindeyken bebeği kardiyotokograf ile monitörize etmek oldukça güçtür. Bunun için özel monitör cihazları gereklidir. Doğum eylemi monitörüze edilmediğinde bebeğin kalp seslerinde yaşanabilecek düşmeler fark edilemeyeceğinden oksijensiz kalması riski söz konusu olabilir.

Suda doğumla ilgili bir başka risk de enfeksiyon olasılığındaki artıştır. Doğum eylemi sırasında suya karışan kan ve dışkı hem anne hem de bebek için risk yaratır. Her ne kadar sudaki anneye ait dışkı su dışına alınsa da su hiçbir zaman temiz olmamaktadır.

Suda doğum sırasında karşılaşılan ve önceden kestirilemeyen bir başka risk de kordon kopmasıdır. Özellikle bebeğin göbek kordonunun kısa olması durumunda aniden su yüzüne çıkan bebeğin kordonu kopabilir ve bebek kan kaybedebilir. Yapılan bir çalışmada suda doğum sonrası bebeklerin %14′ünün kordon kopması nedeni ile yoğun bakıma alındığı ve hatta bir bebeğe kan verilmesi gerektiği saptanmıştır.

Doğumun yapılacağı havuzun fazla derin tutulmaması ya da bebeğin tamamen doğana kadar yukarı çekilmemesi bu riski azaltabilir.

Solunum açısından bakıldığında ise suda doğum bebeğin boğulma ya da su yutma riskini arttırmamaktadır.

Görüldüğü üzere suda doğum normal doğuma herhangi bir üstülük sağlamamaktadır. Kaldı ki evrim süreci içerisinde suda yaşayan pekçok canlı üremek için karaya gelmeyi tercih etmekte, karada yaşayan hiçbir canlı ise bu amaçla suya gitmemektedir.

Ülkemizde suda doğum ile ilgili tecribesi olan hekim sayısı neredeyse hiç yoktur. Dünyada yaygın uygulama alanı bulamamış bu yöntemin ülkemiz de de popülerlik kazanmasını uzak bir olasılık olarak görmekteyim. Ayrıca sağlık mevzuatında konu ile ilgili herhangi bir düzenleme bulunmaması nedeni ile görülebilecek olumsuzluklar karşısında yasal prosedürün de bilinmemesi nedeni ile pekçok jinekolog bu doğum şeklini uygulamaya yanaşmayacaktır.

kaynak: Dr. Alper Mumcu - mumcu.com

Erken Doğum Nedenleri

May 9, 2008 Author: admin | Filed under: Doğum, Erken Doğum, Hamilelik

Soru: Ne zaman erken doğumdan söz edilir ve önemi nedir?
Acıbadem Hastanesi Kadıköy Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Yüksek Riskli Gebelik Ünitesi Sorumlusu Doç. Dr. Arda Lembet

Normal gebelik süreci 37-42 hafta arasındadır.Doğumun ister ağrıların başlaması veya suyun gelmesi isterse de başka bir nedenle 37.gebelik haftasından önce gerçekleşmesi erken doğum olarak adlandırılır. Toplumdaki sıklığı %10-12 arasındadır, ancak erken doğum için yüksek risk oluşturan hasta gruplarında bu oran çok daha yükselmektedir.

Anne karnındaki bebek ve yenidoğan (ilk 28 gün) dönemindeki tüm ölümlerin %80′i erken doğumlardan kaynaklanmaktadır. Yaşayan bebeklerin yakın dönemde karşı karşıya olduğu risklerden en önemlileri arasında yenidoğanın solunum problemleri, beyin içi kanamalar, yenidoğan retinopatisi (körlük), zeka ve motor fonksiyon bozuklukları ve barsak problemleri sayılabilir. Çok düşük ağırlıklı (750 g) altındaki bebeklerin yaşama şansları günümüz modern tıp imkanlarıyla sağlanabilse de bu grup bebeklerin bir kısmında ileride düşük okul başarısı, görsel motor fonksiyon bozuklukları ve çeşitli sosyal uyum bozukluklarının ortaya çıkabildiği bilinmelidir.

Rahim içi ve dışı enfeksiyonlar, çoğul gebelikler, amniyon mayiinin fazla olması, rahmin yapısal anormallikleri, rahim iç tabakası içinde kanamalar, genetik faktörler, doğumu başlatan fizyolojik mekanizmaların erkenden tetiklenmesi erken doğumun başlıca nedenleri arasında sayılabilir.Anne yaşının 17′nin altında veya 35 ‘in üzerinde olması, önceki doğumun erken doğum ile sonlanması, vajinal kanama, stres, düşük sosyo ekonomik durum, sigara ve diğer kötü alışkanlıklar, anne adayının aşırı zayıflığı, çalışma şartlarının ağırlığı ve gebeliğe eşlik eden iyi kontrol edilmemiş sistemik hastalıklar (diyabet, kalp, böbrek ve tiroid hastalıkları vb..) erken doğum açısından risk faktörlerini oluştururlar.

Kaynak: http://www.milliyet.com.tr/extra/venus/hamilelik/ham003/hamile67.html

Hamilelik ve Doğum Ads





Hamilelik Menu


Bağlantılar


Etiketler