Hamilelik dönemi ve annelik ile ilgili aydinlatici bilgiler. Normal doğum, sezeryan doğum, suda doğum görüntüleri. Epidural, spinal anestezi videoları.
Hamilelik doneminizde eger ucak yolculugu yapmaniz gerekiyorsa bu konu ile ilgili olarak asagidaki yazimizda hamilelikte ucak yolculu yapacak olanlara yapilmis onerileri okuyabilirsiniz.
Uçak yolculuğu yapmak durumunda olan anne adaylarının kendilerine uçuş süresince çok dikkat etmeleri gerekiyor. Bazı havayolu şirketleri uçuş öncesinde doktor raporu bile istiyor, duruma göre uçuşu onaylamıyor.
Uzmanlar, uçak seyahati için en uygun dönemin doğuma bir kaç ay kala olduğunu, çünkü bu dönemde sabah bulantılarının geçtiğini ve enerjinin arttığını belirterek şu önerilerde bulunuluyor:
Hamilelik doneminizde ucak ile yolculuk etmeden once mutlaka doktorunuza danisarak sizin ve bebeginizin sagligi icin yolculugunuzda bir sakinca olup olmadigini sormayi ihmal etmeyin.
1970′lerin 2. yarısından itibaren video display terminal adı verilen monitörler yaygın olarak kullanılmaya başlandı. İnternet ve bilgisayarların kullanımındaki son 5 yıldaki inanılması güç artış bu teknolojik cihazları neredeyse yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası haline soktu. Şu anda sedece A.B.D’de 50 milyon bilgisayar kullanıcısı olduğu, ve bunların en az yarısının üreme çağındaki kadınlardan oluştuğu tahmin ediliyor. Gelecekte hemen herşeyin bilgisayar yardımı ile yapılacağı düşünülürse konunun önemi daha belirginleşiyor.
1980′lerin başlarında yapılan çalışmalarda VDT’lerin ölçülebilir miktarlarda X-ışını yaymadığı tespit edildi. VDTler X-ışını üretse bile bu ışının doğumsal defek yaratacak kadar yüksek olmadığı, ve ışının terminal tarafından absorbe edildiği fark edildi.
Daha sonraları gebelikleri esnasında VDT kullanan kadınlarda düşük ve doğum defekleri bildirilmesi üzerine, bu terminallerin bazı eski televizyon cihazları gibi zararlı olabilecek ışınlar yaydığı iddiaları ortalığı karıştırdı.
Elektromanyetik alan etkisi
Günümüzde bu tartışma hala daha devam etmektedir. Geçen yıllar içerisinde teknoloji ve bilgilerdeki değişiklikler radyasyonun yanısıra elektromanyetik alan (EMA) kavramını literatüre kazandırmıştır. Elektrik kabloları ve elektrikli cihazlar EMA yaratırlar. Radyasyondan farklı olarak EMA hücrelerde ölüme yol açmaz, genlere hasar vermez ve uzunca bir süredir güvenli olarak kabul edilirler.
A.B.D.’de bir yüksek gerilim hatlarına yakın bölgelerde yaşayan çocuklarda lösemi başta olmak üzere bazı kanser türlerinin nerdeyse 2 misli fazal görüldüğünün fark edilmesi dikkatleri yeniden bu konu üzerine çekmiştir. EMA’ın gebelik üzerine etkilerini araştıran pekçok yapılmıştır ve bu çalışmaların birkısmı hala daha devam etmektedir. Bazı çalışmacılar EMA’ların gebelik için büyük risk taşıdığına inanırken diğer bazı çalışmacılar bunun tam aksini savunmaktadırlar.
Nielsen ve arkadaşları 6000′den fazla kadın üzerinde yaptıkları araştırmada VDT kullanımı ile düşük doğum ağırlığı, erken doğum, ölüdoğum ve yenidoğan döneminde ölüm arasında herhangi bir ilişki olmadığını ortaya koymuşlardır (1). Bramwell ve arkadaşları ise gebelikleir esnasında VDT kullanan kadınları tüm gebelikleri boyunca izlemiş ve yine gebelik üzerine herhangi bir olumsuz etki saptamamışlardır. Yazarlar ayrıca VDT kullanımı ile infertilite arasında da bir ilişki olmadığı sonucuna varmışlardır (2).Grajewski ise telefon santrali operatörlerini incelemiş ve yine benzer bulgular elde etmiştir. Ayrıca bu çalışmada VDT karşısında geçirilen süre ile de riskde artış olmadığı ortaya konmuştur. Bütün mesaisini bilgisayar ekranı karşısında geçiren kadınlarda bile olumsuz bir etki saptayamamışlardır (3). Brandt ve arkadaşları ise Danimarkada konjenital anomalili bebek dünyaya getiren anneleri incelediklerinde monitör kullanımının konjenital anomali riskini arttırmadığı sonucuna varmışlardır (4). Yine aynı çalışmacı başka bir araştırmasında haftada 21 saatten fazla bilgisayar kullanan kadınlarda gebe kalmak için geçen sürede anlamlı bir artış olduğunu, ancak bu sonucun hatalı olabileceğini iddia etmektedir (5). Delpizzo 1984 ile 1992 yılları arasında bu konuda yapılmış çalışmaları yeniden değerlendirdiğinde VDT’lerin düşük ve çok düşük frekanslı elektromanyetik dalgalar yaydığını ve bu dalgaların normal bir evde maruz kalınan EMA’dan daha fazla olmadığı sonucuna varmıştır (6).Huuskonen ve arkadaşları ise gebe fareleri VDT’lerin yaydığı miktarda elektromanyetik alana maruz bırakarak yaptıkları çalışmalarında konjenital anomali oranlarında hiçbir artış olmadığını tespit etmişlerdir (7).
VDT ve düşük
1991 yılında A.B.D. Ulusal Meslek Güvenliği ve Sağlığı Enstitüsü tarafından yapılan oldukça geniş kapsamlı bir çalışma tüm gün boyunca VDT ile çalışan kadınların, VDT ile temas etmeyen kadınlara göre düşük risklerinin daha yüksek olmadığını ortaya koymuştur. Bu konuda yapılan diğer çalışmaların çoğuda benzer sonuçlar vermiştir.
Yine bu çalışma VDT kullanıcıların evlerdekinden daha fazla elektromanyetik enerjiye maruz kalmadıkları sonucunu çıkarmıştır. Şu an elimizde olan veriler gebelikte bilgisayar monitörü kullanımının düşük riskini arttırmadığı ve güvenli olduğu yönündedir.
VDT’e bağlı risk artışı olmamasına rağmen, bilgisayar kullanıcılarının çoğunda ense, bilek, el ve omuz ağrıları mevcuttur. Yine bu kişilerde gözlerde problemler ortaya çıkabilmektedir. Bu durum çoğu kişide stres yaratmaktadır ve stres gebelik üzerinde olumsuz etkiye sahiptir.
Önlemler
VDT’lerin olumsuz etkileri saptanmamış olmakla birlikte, konunun spekülatif olması önlem almayı uygun kılmaktadır. Bilgisayar kullanan gebe kadınların hem x-ışınlarından hem de EMA’dan korunmak için ekrandan en az bir kol boyu uzaklıkta çalışmaları önerilmektedir. Bu mesafe yaklaşık 50 santimetre kadardır ve EMF ile radyasyonun gücü 50 santimden sonra kaybolmaktadır.
Bilgisayar ile çalışmaya bağlı psikolojik ve fizyolojik stres uygun şekilde ayarlanan çalışma saatleri ve molalar ile azaltılabilir. Yine çalışma ortamı ve masasının dizaynı stres azaltmakta etkilidir. Rahat koltuklar ve masalar, belden destekleyici yastıklar yaararlı olur.Uzun süre mola vermeden çalışmak kaslarda gerginlik, tendonlarda ve bağlarda inflamasyon ve dolaşımda bozukluğa yol açar. Bütün bunlar gebe kadında huzursuzluk yaratır. Uygun zamanlada mola vermek şarttır. Bunun için 2 saatte bir 15 dakika ara vermek yeterlidir. Ayağa kalkıp biraz dolaşmak ve gerinmek çoğu gebeye iyi gelir. Bu amaçla yapılan baş ve boyun hareketleri ile omuzlar ve ayakları çevirmek dolaşımı destekler.
Sonuç olarak bütün bu bilimsel verilerin ışığında, meslekleri gereği bilgisayar kullanmak zorunda olan kadınların yukarıdaki önlemleri almak kaydı ile gebelikleri süresince güvenle monitör karşısında çalışabileceklerini ve bununla ilgili endişe duymalarının gereksiz olduğunu söyleyebiliriz.
Dr. Alper MUMCU Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı
Nürnberg Araştırma Enstitüsü’nden yapılan açıklamada, anne sütünde ve anne karnındaki ceninde akrilamid maddesine rastlandığı bildirildi. Akrilamid zehrinin anneden sütüne ve cenine geçtiğini kaydeden Prof. Fritz Sörgel, patatesin hamile ya da emziren kadınlar için çok sağlıklı olduğunu, ancak patates kızartması, cipsi ya da fırında patates yenilmemesi gerektiğini söyledi. Hamilelerin günde en fazla 20 nanogram akrilamid maddesi tüketebileceğini belirten Sörgel, 10 gram patates cipsinde 20 nanogram akrilamid bulunduğuna dikkati çekti.
Emziren kadınların, doğumdan sonraki birkaç ayda bu maddeyi içeren gıdalardan uzak durması gerektiğini vurgulayan Sörgel, bebeğin anne sütünden günde 10 nanogram akrilamid alabileceğinin altını çizdi.
Akrilamid maddesi, karbonhidrat ve aminoasitlerin yüksek ısıda kimyasal reaksiyona girmesinden oluşuyor. Bu zehrin, sinirlere zarar verdiği ve hayvanlarda kansere neden olduğu kanıtlandı.
kaynak: Milliyet
Asagidaki makalemizde hamilelik doneminde midemizin neden bulandigini, hangi donemler arasinda bulantilarin cogalacagini ve bu bulantilari azaltmak icin neler yapabileceginizi okuyabilirsiniz.
Hamilelik, anne adayına mutluluğun yanısıra pek çok sıkıntı da verebiliyor. Anne adayı hamilelik döneminde hormonlardaki artış nedeniyle baş ağrısı, bulantı, sindirim sistemi rahatsızlıkları ve lekeler gibi birçok sıkıntı yaşayabiliyor. Anne adayının kendi kendine “nasıl doğum yapacağım?’, ‘bebeğim normal olacak mı?’, ‘vücudumun fizyolojik ve biyolojik yapısı nasıl değişecek?” gibi sorularla strese girdiğini belirten uzmanlar, merak edilen bu soruların zamanla kaygı haline geldiğini söylüyor.
Östrojen hormonu mide bulantısına neden olur
Bu tür kaygıların hamileliğin üçüncü ayına dek sürdüğünü, bu sıkıntıların anne adayının yaşadığı fiziksel değişimlerin bir yansıması olduğunu belirten Kadın Hastalıkları ve Doğum uzmanı Op. Dr. Nagihan Güler’e göre üçüncü ay biter bitmez kaygıların hepsi azalıyor ve anne adayı rahatlıyor. Hamilelerin çoğunun kabızlıktan şikayet ettiğini anlatan Dr. Güler, anne adaylarının yaşadığı sıkıntıları şöyle dile getirdi: “Kabızlık artışı bağırsak kasılmalarını engellemektedir. Bir diğeri ise hamilelik nedeniyle salgılanan östrojen ve progesteron hormonlarının etkisiyle bağırsağın anestezik etki göstermesidir. Anne adayında sistematik bir bulantı meydana gelmez. Bazı kadınlarda günlük kusmalara neden olabilecek şekilde öneme sahiptir. Diğer taraftan kadınlar hasta olmaksızın yemek kokularından nefret ederler. Hamileliğin üçüncü ayının sonunda genel olarak bu belirtiler ortadan kalkar. Bu rahatsızlıkların sebebi ‘plasenta’nın üretmiş olduğu olağanüstü miktarda östrojen hormonuna midenin toleransının yetersiz oluşudur. Hamileler bulantıları azaltmak için yataktan hızla kalkmaktan kaçınmalıdır. Bulantı anında birkaç dakika uzanıp bir bardak su içmek ve sonra ayağa kalkmak gerekir. Bulantılara karşı daha iyi mücadele etmek için her gün iyi dengelenmiş dört öğün beslenilmelidir. Bazen, ilk üç aylık dönemde bulantılara yoğun bir şekilde salya salgılama eşlik eder. Fakat çoğu zaman salya salgılama adetin gecikmesinden sonra üç hafta içinde başlar ve hamileliğin sonuna kadar sürer.”
Mide asitlerine dikkat
Baş ağrılarının hamileliğin ilk dönemlerinde kan akışındaki değişiklikler sonucunda bir çeşit kan basıncına bağlı olarak meydana geldiğini vurgulayan Op. Dr. Nagihan Güler, stresten kaynaklanan sızının beyin bölgesindeki kasların kasılmasını artırdığını ve anne adayının kendisini yorgun hissettiğini söyledi. Dr. Güler; “Anne adaylarının alın ve yanak civarında oluşabilen sütlü kahve renginde lekelerdir. Hamileliğin son dönemlerinde midede bulunan birtakım asitler yeterince boşalmazlar. Bu asitler midede hareket ederler ve ileriye doğru eğildiğiniz zaman ya da yatar durumda olduğunuz zaman etkilerini gösterirler ve boğaz bitimine kadar yükselir. Hamileler önlem olarak akşam yemeğini uyumadan önce erken bir saatte yemelidir. Yemekler günde dört, beş öğün şeklinde bölümlere ayrılmalı ve özellikle asitli yiyeceklerden (sirke, domates, turunçgiller) uzak durulmalıdır. Bacak ağrısı ve bileklerde ödem oluştuğunda acıları dindirmek için mümkün olan sıklıkla dinlenilmeli, yatakta ayaklar yükseltilmeli, bacaklar soğuk suyla yıkanmalı ve baharatlı yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Baygınlık geçirmek ve soğuk ter dökmek gibi bulgular kan yoğunluğunun artışına ve kalbin atış hızına bağlı olarak ortaya çıkar. Fenalaşma durumunda, kanın baş kısmına doğru akması için uzanmak ve bacakları yükseltmek gerekir. Eğer bir kötüleşme hissedilirse karnın alt kısmındaki toplardamarın yapabileceği baskıdan rahmi uzak tutmak için sol tarafa doğru sırt üstü uzanılmalıdır” diye konuştu.
Kaynak: mynet.com
Asagidaki yazimizda anne sutunun yararlarini ve anneye olan faydalarini okuyabilirsiniz.
Özel Jimer Hastanesi’nden Opr. Dr. Gülin Okan, anne sütünün bebek ve anne için önemine dikkat çekerek, çocukların en az 1 yıl emzirilmesi gerektiğini söyledi. Dr. Okan, “Emzirme annenin hamilelik öncesi kilosuna dönmesini sağlar, yumurtalık ve göğüs kanseri riskini azaltır” dedi.
1 - 7 Ekim Emzirme Haftası nedniyle açıklamada bulunan Opr. Dr. Okan, anne sütünün birçok hastalığa ve enfeksiyonlara karşı korumaya yardımcı olduğunu bildirdi. Emzirmenin çene ve dişeti gelişimine faydalı olduğu gibi ruhsal gelişime katkısının da büyük olduğuna işaret eden Opr. Dr. Gülin Okan, “Anne sütü bebeğin değişen ihtiyaçlarına göre değişim gösterir. Sütün sabah ve akşam içeriği farklıdır. Bebek prematüre doğmuşsa, prematüre bebeğin ihtiyaçlarına göre farklılık gösterir. Anne sütü bebek için sindirilmesi en kolay olan besindir. Bu nedenle bebekler daha sık beslenmek ister ve daha iyi kilo alırlar. Ayrıca karın ağrısı, gaz sancısı ve kabızlık daha az sıklıkta görülür. Anne sütü alan bebeklerde ‘ani beşik ölümü sendromu (SIDS)’ daha az sıklıkta görülür. Temas, sıcaklık ve yakınlık sağlayarak emzirme ile anne ve bebek arasında özel bir bağ oluşur” dedi.
Anne sütünün bebekle birlikte anne için de büyük faydaları olduğunu belirten Okan, “Emzirme annenin kalori yakmasını sağlayarak hamilelik öncesi kilosuna dönmesine yardım eder. Yumurtalık ve göğüs kanseri riskini azaltır. Kemikleri güçlendirir. Adet kanamalarının başlamasını geciktirir. Doğum sonrası uterusun normal boyutlarına dönmesine yardım eder” diye konuştu.
Annelerin emzirme döneminde bebeğe birçok olumsuzlukların da geçebileceğinin farkında olması gerektiğini belirten Op. Dr. Gülin Okan, özellikle bebeği etkileyecek sigara, kafein, alkol, asitli içecekler ve ilaçlardan kaçınılması uyarısında bulundu. Op. Dr. Okan inek sütü konusunda da dikkatli olunması gerektiğini sözlerine ekledi.
Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/news/461299.asp