Go to content Go to navigation Go to search
Hamilelik&Doğum ile ilgili bilgi ve oneriler...

Hamilelik Süresinde Oluşan Kanamalar

Kasım 12th, 2009 yazan admin

Hamilelik döneminin başlamasının ardından görülen vajinal kanamalar hekimler tarafından dikkatle incelenmektedir. İlk 3 aylık dönemde görülen kanamalar adet görme şeklinde olabileceği gibi düşük riski olduğunun da göstergesi olabilmektedir.

İlk 3 aylık dönemden sonra görülen kanamalar ise düşük riskinin fazla olduğunu, plasentanın rahmin aşağısına doğru yerleştiğini veya ciddi bir enfeksiyon durumunun oluştuğunun göstergeleri olabilmektedir. Bu dönemde ciddi şekilde takip edilmeyen kanamalar sonucu fetüs ölümleri gerçekleşebilmektedir.

Anne adayında oluşan yüksek tansiyon da kanama nedeni olabilir, bu durum hem anne için hem de bebek için ciddi bir sorun teşkil etmektedir.

İlk 3 aydan sonraki dönemde oluşan kanamaların son nedeni ise rahim veya rahim ağzında oluşan sorunlara bağlı olabilmektedir.

Hamileliğin son 3 ayında oluşan kanamalarda ise erken doğum tehlikesi veya erken doğum olabileceğini göstermektedir. Plasentanın erken ayrılması çok hayati bir kanama göstergesidir.

Son dönemde yapılan vajinal muayeneler de kanama nedenleri olabilmektedir.  Hamilelik dönemi nde görülen bu kanamalar oluşması durumunda yapılabilecekleri hekimler şöyle belirtiyorlar.

Kanamanın nedeni düşük tehlikesi ise yatak istirahati ve hareketlerde kısıtlamalar önerilmektedir.

Aşırı kanamaya bağlı demir eksikliği oluşması durumunda ise ilaç tedavisi uygulanması önerilir.

Gebeliğin son 3 ayında devam eden bu kanamalar istirahat, ilaç tedavisi gibi yöntemlere rağmen durmuyor ise bebeğin genel durumu, doğumdan sonra dış ortama uyum sağlayıp sağlayamayacağı göz önünde bulundurularak erken doğum gerçekleştirilebilmektedir.

Hamilelik (Gebelik) Rehberi

Kasım 5th, 2009 yazan admin

Hamilelikle ilgili korkularınız kafanıza takılan sorularınız olabileceği ihtimaliyle hamileliğe hazırlanabilmeniz için küçük ipuçlarını paylaşacağız…

* Bebeğinizin anne sütü emip daha sağlıklı olmasını istiyorsanız kendinizi buna hazırlamalısınız. Sütünüzün gelmeyeceğini düşünüp kendinizi bu konuda sıkarsanız psikolojik olarak etkilenirsiniz. Doğumdan önce verilen kurslara katılmalı ve emzirme tekniklerini öğrenmelisiniz.

* Hamileyken kullandığınız ilaçlara dikkat edin. Hamileyken kullanmanızda bir sakınca olmayan ilaçlar olsa bile doktorunuza danışmadan hiçbir ilacı kullanmayın.

* Hamileyken havuzdan çıkmayın. Hamileyken suya girmenizin vücudunuza çok yararı vardır. Su içinde vücut ağırlığınızdan kurtulacak ve fazlasıyla rahatlayacaksınız.

 *Hamilelik döneminde gece uyumakta zorluklar çekebilirsiniz bu sebeple gündüzleri ara ara belli saatlerde uyuyarak rahat anların tadını çıkarabilirsiniz.

* Herkesin sizi şımartmasına izin verin. Hamile olduğunuz için şüphesiz odak noktası da siz olacaksınız. Bu güzel anların tadını çıkarın ve bebeğiniz için mutlu olmaya çalışın. Biliyorsunuz ki sizin moraliniz ne kadar yüksek olursa bebeğinizde o kadar mutlu ve rahat olur.

* Hamilelik döneminde idrar yolları enfeksiyonlarını engellemek için bol bol sıvı tüketin. Normal bir insanın günde alması gereken sıvı miktarı 2 litredir. Hamile olduğunuz için sakın bu miktarın altına inmeyin. Daha çok sıvı almak sağlığınızı koruyacaktır.

Hamilelik (Gebelik) Dönemi Vücutta Kaşıntı

Kasım 3rd, 2009 yazan admin

Çoğu anne adayı hamileliği süresinde kaşıntı problemleri yaşarlar. Özelliklede karın bölgelerinde. Bu durum anne adayı ya da bebek için ciddi sorunların habercisi olmamakla beraber bazı özel durumlarda söz konusu olabilir.

Hamilelik doneminde son derece hızlı büyüyen karın, göğüs gibi bölgelerde kaşıntı olması aslında normal ve beklenen bir sonuçtur. Bu bölgede kaşıntı olmasının nedeni oluşan çatlakların ilk belirtisinin kaşıntı olmasıdır. Gebelik donemi ayrıca vücutta yaşanan hormonal değişimlerde ciltte bazı hassas durumlar yaratarak kaşıntıya yol açabilir. 

Anne adaylarının cildi normal kadınların cildinden daha aktif bir organdır. Bunun sebebi de yine hormonal değişimlerdir, vücutlarındaki kan değişimi ve ter bezlerinin çalışması artar. Bu sebeple meme altlarında, kasıklarda ve diğer cilt kıvrımlarında terlemeye bağlı olarak ciltte döküntü ve kaşıntılar olabilir. Bunlarda zamanla mantar oluşumuna ve enfeksiyonlarla kaşıntıya yol açabilir. 

Herkeste görülebilecek olan bu bazı basit kaşıntılarla başa çıkmanın yolları vardır. Bu yolların en başında sıcak su ile duş almaktan kaçınmaktır. Sıcak su cildin elastikiyetini azaltarak cildin daha çok kurumasına sebep olur.  En doğru seçim ılık suyla yıkanmaktır. Bunun dışında banyoda doğru şampuanı ve sabunu kullanmak bunun sonrasında da yumuşak bir havluyla kurulanmak çok önemlidir.   

Alınabilecek diğer basit önlemler ise yulaf özlü şampuan kullanmak olabilir ülkemizde de ürünleri bulunan markaların bu şampuanlarını tercih etmek sorununuzu hafifletebilir. Ayrıca günün en sıcak saatlerinde dışarıya çıkmamak sandığınızdan çok daha yararlı olabilir.

Hamilelikte Cilt Sorunları

Ekim 6th, 2009 yazan admin

hamilelikte cilt problemleri - sorunlarıÜlkemizde ve dünyada bayanların bir kısmı gebelikte her hangi bir cilt problemi yaşamaz. Fakat bazı hamile bayanların cildinde kuruluk ve çeşitli cilt çatlakları oluşur.  Hatta bazı anne adaylarının ciltlerine baktığınızda vücutlarının çeşitli bölgelerinde cilt lekelerinin oluştuğunu görebilirsiniz. Bu cilt sorunlarının sebebi ise gebelikteki artan hormanlardır. Fakat gebelikte bu tür sorunlar yaşamamak için çeşitli önlemler alabilirsiniz. Bu önlemler genellikle maske ve bitkisel çözümlerdir. Ayrıca uzman doktorlardan da yardım alınabilir. Cilt lekelerini lazer operasyonu ile ortadan kaldırabilirsiniz. Fakat bunun için doğumun gerçekleşemesini beklemelisiniz.

Gebe olduktan yaklaşık 7-9 hafta sonra cildinizde sivilceler artar. Bunun nedeni hormanlardır. Sivilcelerin tedavisi için kesinlikle ilaç kullanmamalısınız. Çünkü ilaçlar ve çeşitli kozmetik ürünleri ters tepki gösterebilir. Bu nedenle mutlaka bu tür sivilce sorunlarınızda önce doktorunuza başvurun.

Bayanların hamilelikte cildinde örümcek şeklinde damarlar belirlenebilir. Bu damarlar çoğunla boyunda görülür. Fakat bunun için tedavi olmanıza gerek yoktur. Çünkü hamilelik sonrasından kendiliğinden ortadan kalkar.

Kordon Dolanması Nedir, Nasıl Anlaşılır?

Eylül 16th, 2009 yazan admin

Kordon dolanması çok sık yaşanan bir durum değildir. En azından çok tehlikeli bir durum olduğu söylenemez. Kordon dolanması, bebeğin el, ayak ve özellikle boynunda olur. Kordon dolanmasının tehlikeli olduğu durumlar %10’luk bir dilimi kapsar.

Kordon dolanmasının sebebi
Kordon dolanması, bebeğin hareketlerine bağlı olarak gelişen bir durumdur. Bu durum anne karnındayken de olabilir, doğum sırasında da kordon dolanabilir.

Kordon dolanması halk arasında çok korkulan bir durum. Bacak bacak üstüne atma, ters hareket etme, gibi anne adaylarına birçok ikazlar yapılır. Tabii ki bu durumlar sakıncalı olabilir fakat bunların kordon dolanmasıyla bir alakası yoktur. Kordon dolanması bebeğin hareketlerine bağlı bir olaydır.

Kordon dolanması nasıl anlaşılır?
Kordon dolanması ultrason muayenelerinde ya da doğum sırasında anlaşılır.

Kordon dolanması nelere yol açabilir?
Kordon dolanması nadiren tehlike yaratan bir hamilelik olayıdır. Anne karnında ki kordon eğer çok uzunsa bebeğe dolanma riski daha büyüktür. Sıkı şekilde dolanan kordon bebeğin daha az oksijen ve kan alması anlamına geliyor. Daha az oksijen ve kan bebeğin kalp atışları düşürür. Bu gibi durumlarda annenin yan yatması ve dinlenmesi gerekir. Eğer bu şekilde bebek normale dönmüyorsa acil sezaryen yapılması gereken durumlar ortaya çıkabilir.

Hamilelikte kordonun bebeğin boynuna bir kez dolanması normal bir durumdur fakat kordon üç kez dolanmışsa zor bir doğum gerçekleşecek demektir. Bu durumlardaki anne adayının mutlaka doktor kontrolünde olması gerekiyor.

Hamilelikte Uyku Problemleri

Eylül 13th, 2009 yazan admin

Hamileliğin ilk aylarında uyku hali ve halsizlik çok sık görülen bir durum. Vücudun geçirdiği bu evrim sırasında birçok değişiklik olur. Bir kadınlık hormonu olan progesteron, yükselmesi ani uyku ihtiyacına sebep olur. Bu normal bir durumdur ve engel olunamaz. Bu yüzden mümkün olduğunca dinlenmek gerekir.

Hamile kadının vücudu sürekli değişimlere ve değişen dengelerin etkisine maruz kalır. İlerleyen hamilelik aylarında başta görülen uyku ihtiyacı yerini uykusuzluğa bırakır. Mide bulantıları, mide yanmaları, sık idrara çıkma ve çeşitli eklem ağrıları uyku düzenini bozar.

Hamilelik de görülen mide yanmaları ve bulantıları hamilelik nedeniyle hassalaşan midenin belirtileridir. Bu yüzden yenilen yiyeceklere çok dikkat edilmesi ve hafif yemeklerin tercih edilmesi gerekiyor. Özellikle gece yatmadan evvel ağır yememek, mide bulantısı ve yanması şikâyetleriyle bölünen uykuyu düzene sokabilir.

Sık idrara çıkma sorunu da hamilelikteki uyku düzensizliğinin en büyük sebebidir. Rahmin sürekli büyümesi ve mesaneye yaptığı baskı tuvalete gitme ihtiyacını hissettirir. Bunun önüne pek geçilemese de uyku sırasında çok su içilmemesi ve fazla çay, kahve tüketilmemesi hamilelerin uyumasına yardımcı olabilir.

Çeşitli eklem ağrıları, özellikle yük binmesinden kaynaklanan bel ve sırt ağrıları gece daha fazla hissettirir kendini. Fazla pozisyon değiştirmemekte çok etkili bir problemdir. Bir türlü rahata eremeyen hamile kadın bu yüzden uykusuz kalıyor. Çekilen ağrılar için doktor tavsiyesiyle bir takım ilaçlar kullanılabilir. Hamilelerin kendini fazla yormaması ve yapacakları egzersizlerle ağrı ve sancıların giderilmesi ve rahat bir pozisyona kavuşmak mümkün.

Bilinçli ve biraz daha dikkatli olarak hamilelik te sıkça karşılaşılan bu problemler minimuma indirebilir. Kısmen de olsa gece uykusunu düzenleyebilirsiniz.

Hamile Kalmak İçin Neler Yapılmalı?

Eylül 11th, 2009 yazan admin

Bir çocuk sahibi olmakta acele edenler ya da bir türlü hamile kalamayan bayanların dikkat etmesi gereken birçok nokta var. Sorunlar ortadan kaldırıldığı takdirde sağlıklı insanların bir çocuk sahibi olmaması için bir neden yok.

Hamile kalmayı zorlaştıran ya da engelleyen sebepler 

Sigara ve alkol kullanımı

Anne ve baba adayının sigara ve alkol kullanması hamile kalmayı zorlaştırır hatta imkânsız hale bile getirebilir. Günümüzde satılan sigara paketlerinin üzerinde bile sigaranın, erkeklerin sperm sayısını azalttığı ve üreme organlarını olumsuz etkilediği gibi birçok ikazlar yazılı. Bir çocuk sahibi olmak isteyen anne ve baba adayları ya da sağlıklıyım ama neden hamile kalamıyorum diyen kadınlar, sigara ve alkolü bırakmanız gerekiyor.

Hormanel dengesizlikler

Vücudun hormon dengesi çok önemli. Hormon dengesizliği birçok hastalığa sebep olmakla birlikte hamile kalmayı da zorlaştırıyor.

Adet düzensizlikleri

Belirgin ve aşırı adet düzensizlikleri bir rahatsızlığın sinyali olabilir. Bu durum yumurtlamanın aktif hale gelememesi anlamına geliyor.

Üreme organlarındaki enfeksiyon ve mantarlar

Kadınların ya da erkeklerin üreme organlarındaki çeşitli enfeksiyonlar ve vajina mantarları yumurtanın döllenememesini engelleyebilir.

Kistler

Eğer rahim ya da yumurtalıklarda kist gibi sorunlar varsa bu ciddi bir hamile kalamama sorunudur. Kadın sağlığını tehdit eder ve önlenmediğinde daha kötü sonuçlara yol açabilir.

Beslenme bozuklukları

Hamile kalma sürecinde beslenme büyük rol oynar. Dengesiz beslenmek, aşırı kilolu ya da aşırı zayıf olmak hamile kalmayı zorlaştıran nedenlerdendir.

Aşırı stres

Maalesef her şikâyetin başı stres hamile kalamama konusunda da karşımıza çıkıyor. Özellikle hamile kalmaya çabalarken rahat olunmaması ve bir türlü hamile kalamıyorum fikrinin kafadan atılamaması çok sık rastlanan sebepler.

Yaş faktörü

Doğal bir süreç olan yaşlanma, etkilerini doğurganlık üzerinde de gösterir. 35 yaş üstünde hamile kalmak zorlaşacaktır.

Az çalışan Troid bezleri

Troid problemleri hormanel dengesizliklerinde habercisidir ve hamile kalamama üzerinde etkili bir sebeptir.

Kemoterapi

Kanser gibi kemoterapi tedavisi gerektiren hastalıklara yakalanılmışsa biraz metanetli olmak gerekiyor. Kemoterapi anne olamamak gibi bir fedakârlık isteyebilir. Neyse ki gelişen tıp kemoterapi öncesinde dondurulan yumurtalıklar sayesinde bir bebek sahibi olmayı geçte olsa sağlıyor.

Hamile kalamamak illa çok ciddi sorunlar olduğu ya da kısır olduğunuz anlamına gelmez. Bir yıllık bir deneyim süresinden sonra nedenleri bulmak için tetkik yaptırılması gerekiyor.

Hamilelikte Kış Riski

Eylül 10th, 2009 yazan admin

Cenin gelişiminde ilk üç ay çok önemlidir. Yeni oluşan organların hiçbir risk altında olmadan gelişmesi anne ve bebek sağlığı açısından sağlıklı olacak. Bu yüzden hamilelik sürecinin ilk üç ayının kış aylarına denk gelmesi hamilelik de mevsimse riskler olabileceğini de gösteriyor.

Kışın, Hamilelik Uzerine Etkileri

Kışın oluşan sağlıksız hava şartları
Kış aylarında ısınmak için kullanılan yakıtların türleri herkes için çok lüks olmayabilir. Kimi kömür, kimi odun, kimide çeşitli yakıtlar kullanacaktır. Bu maddelerin havaya vermiş olduğu salınımlar sağlıksız bir hava koşulu oluşturmakta. Anne adayının nefesini bebeğinde soluduğunu düşünürsek bebek için kış ayının bir risk olduğunu söyleyebiliriz.

Grip, nezle ve soğuk algınlığı gibi hastalıklar
Grip, nezle ve çeşitli soğuk algınlıkları kış aylarında en sık rastlanan durumlardır. Bu rahatsızlıklar annenin bedenini be bebeği çok yorabilir. Sıradan bir öksürük ya da bir hapşırmak bile bebek için tehlikeli olabilir. Anne adayının mümkün olduğunca bu hastalıklara yakalanmaması gerekiyor. Kışın hamilelik üzerine olumsuz etkilerinden sürekli doktor kontrolü ve vitamin takviyeleriyle korunulması gerekir.

Soğuk hava nedeniyle dışarı çıkamamak ve hareketsiz kalmak
Genelde herkes kışın dışarı çıkmaktan hoşlanmaz. Spor aktiviteleri yaza göre yüzde elli azalır. Bunun anlamı daha fazla kilo almak ve hareketsiz kalmaktır. Hamile kadınların istisna durumlar haricinde hareketsiz kalmaması gerekiyor.

Ekonomi
Kış aylarında maddi giderler daha artacaktır. Isınma giderleri ve bakım giderleri gibi… Hamilelik döneminde mutlaka parasal bir birikim olmalı.

Kapalı alanlarda daha fazla elektromanyetik alanlara maruz kalmak ve alerji ya da bulaşıcı hastalık riski
Hamilelik döneminde eve kapanmak hiç doğru bir davranış olmaz. Hamilelikte, evde bulunan televizyon, bilgisayar, cep telefonu gibi manyetik alana sahip birçok cihazın etkisinde daha uzun süre kalmak anlamına gelebilir. Ayrıca kapalı alanlarda,  (sinema, okul, alışveriş merkezleri vs…) kış hastalıkları ve çeşitli rahatsızlıklara yakalanma riski daha fazladır. Hamile bayanlar mümkün olduğunca kapalı alanlardan uzak durmalı.

Hamilelik ve Bitkiler

Ağustos 1st, 2009 yazan admin

Bu yazimizda sizlerle hamilelik (gebelik) donemi boyunca uzak durmaniz gereken bitkilerin listesini ve bu bitkilerden neden uzak durmaniz gerektigi konusunda kisa aciklamalari paylasacagiz.

Bitkiler suphesiz tedavi yontemi olarak yuzyilardir kullanilmakta ancak hamilelik doneminde bu yararli bitkiler zararli sonuclara yol acabilmekte. Bu yuzden asagida yer alan bitkiler ile ilgili yazimizi dikkatle okumanizda fayda olacagini dusunuyoruz.
 

Hamilelik (Gebelik) Doneminde Kullanılması Sakıncalı Olan Bitkiler:

Aloe Vera: Yaprakları müshil etkisi gösterdiğinden ağızdan alınmamalıdır.

Sarı çiğdem, Cohosh, (Colichicum autumnale): Yüksek dozlarda alındığında hücre bölünmesini etkileyerek doğum defektlerine neden olabilir.

Fesleğen (reyhan) yağı: Rahim kasılmalarını başlatabilir.

Kanotu (Sanguinaria canadensis): Rahim kasılmalarını başlatabilir. Kusmaya neden olabilir.

Aslan kulağı (Caulophyllum thalictroides): Rahim kasılmalarını başlatabilir.

Karanfil yağı: Rahim kasılmalarını başlatabilir.

Eşekkulağı, karakafes (Symphytum officinale): Bebek için toksik maddler içerdiğinden kullanılmamalıdır.

Pamuk kökü (Gossypium herbaceum): Rahim kasılmalarını başlatabilir.

Dong quai (Angelica polymorpha var. sinensis): Rahim kasılmalarını başlatabilir.

Koyungözü (Tanacetum parthenium): Rahim kasılmalarını başlatabilir..

Kırlangıç otu (Chelidonium majus): Rahim kasılmalarını başlatabilir..

Ardıç ve ardıç yağı (Juniperus communis): Rahim kasılmalarını başlatabilir.

Ökseotu (Viscum album): Rahim kasılmalarını başlatabilir. İçerdiği toksik maddeler plasentadan bebeğe geçebilir.

Yarpuz (Hedeoma pulegioides): Rahim kasılmalarını başlatabilir.

Kınakına (Cinchona officinalis): Geçmişte sıtma tedavisinde kullanılan bu bitki körlük ve komaya neden olabilir.

Yalancı Ginseng (Panax notoginseng): Doğum anomalilerine neden olabilir.

Sedefotu (Ruta graveolens): Rahim kasılmalarını başlatabilir.

Kafuriye (Artemisia abrotanum): Rahim kasılmalarını başlatabilir. Doğum anomalilerine neden olabilir.

Adasoğanı (Urginea maritima): Rahim kasılmalarını başlatabilir. Doğum anomalilerine neden olabilir.

Solucan otu(Tanacetum vulgare): Rahim kasılmalarını başlatabilir. Doğum anomalilerine neden olabilir.

Yabani yer elması (Diascorea villosa): Rahim kasılmalarını başlatabilir.
 

Hamilelik (Gebelik) Doneminde Aşırı Miktarlarda Kullanılması Zararlı Olabilecek Bitkiler:

Akçaağaç (Rhamnus frangula): Çok kuvvetli bir müshildir ve bu nedenle yüksek dozlarda uzun süre kullanılmamalıdır.

Melekotu (Angelica archangelica): Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.

Anason ve anason tohumu yağı (Pimpinella anisum): Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır, düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir ancak yağı kullanılmamalıdır.

Kimyon (Carum carvi): Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.

Akdiken kabuğu (Rhamnus purshiana): Çok kuvvetli bir müshildir ve bu nedenle yüksek dozlarda uzun süre kullanılmamalıdır.

Kereviz tohumu ve yağı (Apium graveolens): Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.

Papatya yağı: Rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak papatya çayı içilebilir.

Tarçın (Cinnamomum zeylanicum): Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.

Çuha Çiçeği(Primula veris): Çok kuvvetli bir müshildir ve bu nedenle yüksek dozlarda uzun süre kullanılmamalıdır.

Rezene ve rezene yağı: Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.

Çemenotu (Trigonella foenum-graecum): Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.

Sarımsak(Allium sativa): Yüksek miktarlarda tüketilmesi mşde yanmasına neden olabileceği gibi emzirme döneminde süte kendine özgü kokusunu verebilir.

Yasemin yağı: Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır.

Kore Ginsengi (Panax ginseng): Yüksek dozlarda alınması kız bebekte erkeklik hormonlarının yükselmesine neden olabilir.

Lavanta (Lavendula argustifolia): Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.

Meyankökü (Glycyrrhiza glabra): Yüksek dozlarda kan basıncını arttırabilir.

Yaban kerevizi (Levisticum officinale): Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.

Mercanköşk, keklik otu (Origanum vulgare): Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.

Sarısakız, mür (Commiphora molmol): Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.

Maydonoz (Petroselinum crispum): Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı ve fetusu irrite edici etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.

Nane yağı: Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak kuru nane ya da nane yaprağı yemeklerde kullanılabilir. nane yağı ise kullanılmamalıdır.

Ahududu yaprağı ve çayı (Rubus idaeus): Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır. Doğumu kolaylaştırmak için kullanılabilir.

Ravent kökü(Rheum palmatum): Çok kuvvetli bir müshildir ve bu nedenle yüksek dozlarda uzun süre kullanılmamalıdır.

Biberiye ve biberiye yağı: Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.

Safran (Crocus sativa): Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.

Ada çayı: Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.

Sinameki (Senna alexandrina): Çok kuvvetli bir müshildir ve bu nedenle yüksek dozlarda uzun süre kullanılmamalıdır.

Siyah çay (Camellia sinensis): Fazla miktarda alınması çarpıntıya neden olabilir.

Kekik yağı (Thymus vulgaris): Rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi olabilir ancak kuru kekik yemeklerde kullanılabilir.

Mine çiçeği (Verbene officinalis): Yüksek dozlarda rahim kasılmalarını uyarıcı etkisi vardır ancak düşük dozlarda ve yemeklerde kullanılabilir.

Hamilelikte Şeker Kontrolü

Temmuz 20th, 2009 yazan admin

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Göksun Ayvaz, şeker hastalığının tespiti için gebeliğin 24-28. haftalarında glukoz yüklemesiyle test yapılmasında fayda bulunduğunu belirterek, “Ancak, birinci derece yakınında şeker hastalığı, açıklanamayan gebelik kaybı ve gebelik öncesi obezitesi bulunan, önceki gebeliklerinde şeker sorunu yaşayanlar, şeker hastalığının gelişimi açısından daha yakın takip edilmelidir’” dedi.

Hamilelik sürecinde fetusun ihtiyaçlarının karşılanması ve gelişiminin devam ettirilebilmesi için annede pek çok hormonal değişiklik olduğunu anlatan Ayvaz, sağlıklı bir kadının bu süreçteki hormonal değişikliklerden olumsuz etkilenmediğini, ancak belli risk grubundakilerin bu duruma yeteri kadar adapte olamaması durumunda, hem kendileri hem de bebekleri için sorunlar yaşayabildiğini bildirdi.

Hamilelik süresince bebeğin glukoz ihtiyacının karşılanması amacıyla anne vücudunda insülin direnci oluşturulduğunu, sağlıklı bir gebelik sonrasında bu durumun kendiliğinden düzeldiğini belirten Ayvaz, bunun hamilelik sırasında da tedavi gerektirmediğini kaydetti.

”Şeker hastalığının tespiti için gebeliğin 24-28. haftalarında glukoz yüklemesiyle test yapılmasında fayda var. Ancak, birinci derece yakınında şeker hastalığı, açıklanamayan gebelik kaybı ve gebelik öncesi obezitesi bulunan, önceki gebeliklerinde şeker sorunu yaşayan, gebelik haftalarına göre iri bebek doğuran, polikistik over sendromu hastalığı tanısı almış olanlar, şeker hastalığının gelişimi açısından daha yakın takip edilmelidir. Bu gebelere şeker yükleme testi daha erken dönemde yapılmalı, test gerekli hallerde belli süre sonra tekrarlanmalıdır. Bu yükleme testi sonrasında gerekli hastalarda tanıyı kesinleştirmek amacı ile daha ayrıntılı şeker yükleme testleri planlanmalıdır. Tanı kesinleştirildikten sonra, bu gebelere kilolarına göre düzenlenmiş, ana besin öğelerini gebeliğe göre uygun oranlarda içeren bir diyet ve uygun egzersiz önerilmelidir. Kan şekeri kontrolü sağlanamadığı durumlarda, diyet ve egzersize ek olarak insüline başlanmalıdır.”

Gebelerde kan şekeri kontrolünde normal diyabetiklerden farklı olarak, tokluğun birinci saatindeki kan şekerine özellikle dikkat edilmesi gereğine dikkati çeken Ayvaz, bu kişilere kan şekeri ölçümüyle ilgili eğitim verilmesinin önemine işaret etti.

Kan şekeri kontrolünün yeteri kadar sağlanamadığı durumlarda, iri bebek gelişimi olduğunu, doğum sırasında omuz sıkışması gibi ölü doğumlara bile neden olabilecek ciddi sorunlar bekleyen bu bebeklerin, ilerleyen yıllarda da şeker ve kalp hastalıklarıyla baş etmek zorunda kalabileceklerini söyledi.

Gebelikte meydana gelen şeker hastalığının, gebeliğin sonlanmasından sonra düzeldiğini belirten Ayvaz, ”Ancak bu hastalar sonraki yıllarında şeker hastalığının gelişmesi açısından risk altındadır. Gebelik sonrası altıncı haftada mutlaka şeker yükleme testiyle tekrar değerlendirilmelidirler” uyarısını dile getirdi.

Şeker Hastasi Hamileler

Tip-1 ya da tip-2 diyabeti olan kadınların gebeliklerinin planlanması gerektiğini vurgulayan Ayvaz, bu kişilerde hamilelik öncesinden başlayan sıkı kan şekeri düzeninin sağlanmasında yarar bulunduğunu kaydetti.

Ayvaz, ”Aksi halde anne karnındaki bebek, organlarının gelişme döneminde anneden gelen yüksek glukoz değerlerine maruz kalır. Bu bebeklerde kalp ve kemik rahatsızlıkları, kromozom bozuklukları gelişebilir” diye konuştu.

Bu hastalara hamilelik öncesinde gebelikte de uygun olan insülin tiplerine, hatta gerekiyorsa uygun hipertansiyon tedavilerine başlanması gerektiğini ifade eden Ayvaz, şunları kaydetti:

”Gebelikte uygun olan tedavi, ‘çoklu insülin enjeksiyonu’ olarak adlandırılan, günde 4 kez uygulanan insülin rejimidir. Kan şekeri kontrolü sağlanamayan hastalarda, ayarlanmış dozlarda vücuda devamlı insülin veren ‘insülin pompası’ olarak adlandırılan tedavi uygulanabilir. Bu kişiler, mevcut şeker hastalığının göz ve böbreğe zararları açısından da incelenmeli, gebeliklerinde de göz ve böbrek hastalıkları yönünden yakın takip edilmelidir.”

Hamilelikte Tiroid Fonsiyon Testleri

Gebelikte vücuttaki hormonal değişiklikler nedeniyle tiroid fonksiyon testlerinin de büyük önem taşıdığını anlatan Ayvaz, tiroid beziyle ilgili sorunu olduğu bilinen her gebenin, bir endokrinoloji veya iç hastalıkları uzmanınca takibinin yerinde olacağını bildirdi.

Bu testler değerlendirilirken, gereksiz tedavinin önlenmesi açısından hamileliğin ilk dönemlerinde tiroid bezinin fazla çalışmasından kaynaklanan gebeliğe bağlı zehirli guatrın dikkate alınması gerektiğini belirten Ayvaz, gebeliğin her dönemi için farklı tiroid fonksiyon test değerleri bulunduğuna dikkati çekti.

”Gebelikte tiroid bezinin fazla da az da çalışması, istenmeyen bir durumdur. Tiroid bezinin az çalıştığı tespit edilen bebek sahibi olmak isteyen kişiler, hamile kalmadan önce en az 3 ay boyunca hormonal durumlarının normale döndüğünden emin olmalıdırlar. Bu kişilerin gebelik dönemindeki ihtiyaçları göz önünde bulundurularak, aldıkları ilacın dozu uygun bir şekilde artırılmalıdır. Tiroidin fazla çalışmasına karşı gebelik ve emzirme döneminde güvenle kullanılabilen ilaçlar bulunuyor. Bu hastalar, gebelik sonrasında da yakından izlenmelidir.”

“Zehirli guatr” denilen hastalığı olan, tiroid bezi fazla çalışan kadınların tedavi tamamlandıktan sonra gebe kalmalarında yarar olduğunu ifade eden Ayvaz, “Ancak tedavi devam ederken gebe kalınmışsa, özel durumlar dışında, bu gebeliğin sonlandırılması için bir neden değildir. Hem zehirli guatr tedavisi, hem de gebelik bir arada devam edebilir” dedi.

Böyle bir durumda gebenin takibinin, kadın-doğum ile endokrinoloji ve metabolizma uzmanlarınca birlikte yapılması gerektiğini kaydeden Ayvaz, bu yapıldığı takdirde gebeliğin tamamen normal ve sorunsuz sürüp doğumun problemsiz sağlanabileceğini belirtti.

Kaynak: www.haberturk.com

« Önceki Konular