Hamilelik dönemi ve annelik ile ilgili aydinlatici bilgiler. Normal doğum, sezeryan doğum, suda doğum görüntüleri. Epidural, spinal anestezi videoları.
Bu videomuzda ikiz bebeklerin sezeryan ile dogumlarini izleyebilirsiniz. eger daha fazla dogum videosu izlemek isterseniz Normal Doğum Videosu - Sezeryan Doğum Videosu - Suda Doğum Videosu sayfalarimizida ziyaret ederek istediginiz dogum videolarini izleyebilirsiniz.
Hamilelik dusunuluyorsa ve hamilelik doneminde en dikkat edilmesi gereken konulardan biriside anne ve bebek sagligi acisindan kan uyusmazligidir, cunku eger kan uyusmazligi dogum sonrasinda anlasilirsa anneye kan uyusmazligini onlemek icin gereken igne vurulmaz ise kadin bir daha hamile kalamaz. Iste bu yuzden kan uyusmazligi onemli bir konudur hamilelik doneminde. Asagidaki yazimizda kan uyuzmazligi hakkinda tum detayli bilgilere ulasabilirsiniz.
“Kan uyuşmazlığı” aslında karı koca arasında olmasına karşın, gebelik döneminde anne ile karnındaki bebeği arasında problem yaratabilen bir durumdur.
Hangi kan grupları arasında ve nasıl bir uyuşmazlık olduğundan bahsetmeden önce kan gruplarını tanımlamak gerekir. Kanımızda oksijen taşımakla görevli alyuvarlarda bulunan yüzey proteinleri klasik olarak dört ana kan grupta toplanabilirler “A”, “B”, “AB” ve “O” grubu .. Bir de “Rh” söz konusudur. Birey, “D” proteinine sahipse Rh pozitif (+), değilse Rh negatif (-) olarak ifade edilir. Rh (-) kişilerin vücudunda D proteini hiç yoktur ve bağışıklık sistemi için tamamen yabancı bir maddedir.
Normal koşullarda hamilelik döneminde anne ve bebeğin kanları birbirine karışmadan plasenta ( çocuğun eşi) aracılığıyla oksijen, karbondioksit ve besi öğelerinin karşılıklı alışverişi gerçekleştirilir. Anne Rh (-), bebek Rh (+) ise ilk gebelikte herhangi bir sorun olmaz. Bebek doğarken zedelenen damarlardan bir miktar bebek kanı, Rh (-) annenin kanına karışabilir. Böylece annenin bağışıklık sistemi tamamen yabancısı olduğu bir proteinle, “D” proteini ile tanışır ve ona karşı antikor denilen bağışıklık silahları geliştirir. O maddeyi tanımadığı için yok etmek ister.
Beyaz kan hücrelerinin D proteinini yok etmek üzere ürettiği -o maddeye özgü- sıvısal maddeleri (antikorlar) kullanarak hedefine ulaşır.
Annenin kanında bir tane bile bebek kan hücresi kalmaz, tümü yok edilir. Bu savaş sona erdiğinde geriye “anti-D antikorları” adı verilen sıvısal maddeler ve bunları gereksinim duyulduğunda her an yeniden üretebilecek akıllı beyaz kan hücreleri kalır. İkinci gebelikte çocuk eğer yine Rh (+) kana sahipse annenin kanında hazır bulunan bu sıvısal maddeler (antikorlar) kolayca plasenta (eş) engelini aşarak anne karnındaki bebeğin kanına karışırlar.
Bebek kırmızı kan hücreleri yok edilmeye başlanır. Çocuğun kemik iliği, karaciğer ve dalağı yok edilen kırmızı kan hücrelerinin yenilerini üretir ve eksilen kanı yerine koyar. Bu aşırı kırmızı kan hücresi yıkımı ve yapımı sürecinde “bilirubin” adı verilen ve fazlası zararlı olan bir madde açığa çıkar, bebekten anneye geçer, annenin karaciğeri tarafından yok edilir. Bebeğin karaciğeri henüz bu maddenin tümünü zehirsizleştirebilecek kadar gelişmemiştir.
Eğer üretilen kırmızı kan hücresi miktarı yok edilenden az olursa sonuçta bebek ağır bir kansızlığa maruz kalır, hatta ölebilir. Eğer arada bir denge varsa bebek bir ölçüde kansızlıkla doğar veya sağlıklı olarak dünyaya gelir. Sorun asıl o zaman belirginleşir. Çünkü kan hücreleri hala parçalanmakta, yenileri yapılırken gereken maddeler anneden temin edilememekte, çocuk kendi depolarını kullanmaktadır.
Üstelik açığa çıkan sarı boyar madde niteliğindeki “bilirubin” bebeğin karaciğeri tarafından yeterince vücuttan uzaklaştırılamamaktadır. Kanda belli bir düzeyi aşan “bilirubin” göz aklarına, cilde ve sonunda asıl zararını gösterdiği beyin ve sinir sistemine yerleşerek yaşamı tehdit etmektedir. Yenidoğan sarılığının ağır şekillerinde, tedavi edilmeyen çocuklarda adalelerin sertleşmesi, zeka geriliği gibi kimi geri dönüşümsüz sinir sistemi bozuklukları meydana gelmektedir.
Yenidoğan sarılığı olan bebeklerde sarı boyar madde “bilirubin”i vücuttan daha kolay uzaklaştırmak için belli bir dalga boyundaki ultra viyole (kızıl berisi) ışınları kullanılmaktadır.
Bebeklerin uygun sıcaklık ortamı sağlayan küvöz ya da yataklarda ultra viyole ışığıyla tedavisine “fototerapi” denir. Yeterli olmadığında bebeğim göbek kordonundan takılan bir sistemle, uygun bir Rh (-) kanla “kan değişimi” işlemi gerçekleştirilerek yaşamsal tehlike atlatılır. Geç kalınan durumlarda araz kalması olasıdır. Körlük, şaşılık, sağırlık, felç gibi ..
Dolayısıyla Rh (-) anneler için koruyucu bazı önlemler alınması mutlaka gereklidir. Bir anne adayı eğer Rh (-) kana sahipse, ilk doğum, kürtaj ya da düşüğünden hemen sonra, bebeğinden kendisine o anda geçmiş olabilecek Rh (+) bebek kan hücrelerine karşı annenin bağışıklık sisteminde tepki oluşmadan önce girişimde bulunulmalıdır. Bunun için özel olarak hazırlanmış bir serum vardır: “Anti-D İmmun Globulin”. Bu madde doğumdan (ya da düşük veya kürtajdan) hemen sonra anneye kaba etten iğne şeklinde yapılmalıdır.
“Anti-D İmmun Globulin” kana karışır, bebekten geçmiş olan Rh (+) kan hücrelerini derhal yok eder. Annenin bağışıklık sistemi ne olduğu anlamadan işlem tamalanır. Bir süre sonra “Anti-D İmmun Globulin” doğal ömrünü tamamlar ve kanda yok olur. Oysa anne kendisi “antikor” geliştirmiş olsaydı bu sıvısal madde uzun süre kanda kalacak, gerekirse onu yeniden üretebilme yeteneği olan beyaz kan hücreleri tarafından eksikliği tamamlanacaktı.
Pasif olarak verilmiş olan “Anti-D” için eksikliğin tamamlanması diye bir konu söz konusu değildir. Zamanla yok olan “Anti-D İmmun Globulin” bu sayede annenin sonraki hamileliklerinde çocuk için bir sorun oluşturamaz. Yalnız unutulmaması gereken bir konu bu immun globulinin herbir gebeliğin son bulumunda yeniden uygulanmasının gerekliliğidir. Kan uyuşmazlığı genel olarak ilk bebekte sorun oluşturmaz. Sonraki Rh (-) çocuk için zaten bir problem yoktur.
Rh uygunsuzluğu kadar ağır seyretmese de “kan grupları” arasında da uygunsuzluk söz konusu olabilir. Genellikle annenin “O” bebğin “A”, “B” veya “AB” olduğu durumlarda meydana gelir. Farklı mekanizmalarla ama aynı aynı prensiplere dayanan süreçler yaşanır. Fakat daha seyrek olarak yaşamı tehdit eden boyutlara ulaşır.
Sonuç olarak Rh (-) olan annelerin Rh (+) doğabilecek çocukları için önceden hazırlıklı olunmalıdır. Eğer anne ve baba her ikisi de Rh (-) iseler genetik kurallarına göre Rh (+) bebekleri olamaz. Eğer anne Rh (-), bab Rh (+) ise çocuk Rh (-) de olabilir, Rh (+) de. Bu genel bilgi de göz önünde bulundurulmalı, doğum sonrası bebek kan grubu tayin edilmelidir. Anne Rh (-), bebek de Rh (-) ise uygunsuzluk yoktur, anneye anti-D immun globulin yapmak gerekmez. Annenin Rh (+) olduğu durumlarda çocuğun Rh’ı ne olursa olsun Rh uygunsuzluğu olmaz. Eğer anne ve baba her ikisi de “O” grubu kana sahiplerse çocukları mutlaka “O” grubu olur. Bu durumda anne ve bebek arasında grup uygunsuzluğu olamayacağı açıktır. Anne “O”, baba “A” ise çocuk “O” veya “A”; anne “O”, baba “B” ise çocuk “O” veya “B”; anne “O” baba “AB” ise çocuk “A” veya “B” olur ama “O” veya “AB” olamaz. Annenin “A” ya da “B” olduğu, çocuğun “B” ya da “A” olduğu durumlarda uyuşmazlık nadirdir, hafif seyreder. Ayrıca bazı alt kan grubu uygunsuzluklarında, hatta hiçbir uygunsuzluğun olmadığı kimi sıra dışı durumlarda kan uyuşmazlığıyla benzer klinik tablolar görülebilir, yenidoğan sarılığı meydana gelebilir.
Sağlıklı bir bebek dünyaya getirmek için gebelikte sağlıklı ve düzenli izlem ön koşuldur. Anne baba adayları, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı ile çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı arasında işbirliği bu sürecin temelini oluşturmaktadır. Uygun bir gebelik yönetimi ve doğuma uzman gözetiminde hazırlık, kan uyuşmazlığı gibi yaşamsal bir sorunun bile kolaylıkla halledilmesini sağlayacaktır.
Kaynak: Osmaniye Kadin Dogum ve Cocuk Hastaliklari Hastanesi
Doğum İzni:
Hamile, Yeni Doğum Yapmış ve Emziren İşçilerin Çalışma Şartları:
İşverenin Oda ve Yurt Açma Yükümlülüğü:
Kaynak: sendika.org
Gelişmiş ülkelerde sezaryen oranının yüzde 15-25, ülkemizde ise yüzde 50′ler civarında olduğunu belirten uzmanlar, bu durumu eleştiriyor. Epidural’le yapılan ağrısız normal doğumun özendirilmesi gerektiğini belirten uzmanlar, sezaryenin ise ancak zorunlu durumlarda yapılması gerektiğini vurguluyor
Acıbadem Hastanesi Kadıköy, Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölüm Sorumlusu Doç. Dr. Tolga Ergin, normal doğum yöntemi konusunda sıklıkla merak edilen soruları yanıtladı…
Normal doğum en ideal doğum yöntemi mi?
Bence evet. Zaten gelişmiş ülkelere baktığımızda sezaryen oranı yüzde 15-25 civarında iken, ülkemizde sezaryen oranında çeşitli nedenlerle artış söz konusu olduğunu ve neredeyse yüzde 50′lere yaklaştığını görüyoruz. Anne adayları sıklıkla, yaşanacak ağrı, doğum süresinin uzunluğu, bebekle ilgili doğabilecek problemler, ağrılar başladığında doktorunu bulamama veya ulaşamama, yakınlarının ve arkadaşlarının doğumla ilgili olumsuz tecrübelerinden etkilenme gibi nedenlerle normal doğumdan korkuyor. Oysa, unutulmaması gereken en önemli nokta, vajinal (normal) doğumun milyonlarca yıldır bütün memeli varlıkların soylarını devam ettirmekte kullandıkları en doğal ve fizyolojik yol olduğudur. Sezaryen ile doğum, normal doğumun gerekli durumlarda başvurulan bir alternatifi olarak algılanmamalı, normal doğumun yerini almaya başlayan daha üstün bir doğum şekli olarak asla görülmemelidir. Gebelik takibi sırasında aksi bir durum belirmedikçe, anne adayı normal doğuma teşvik edilmelidir.
Sizce doğum kararı ne zaman alınmalı?
Anne ve baba adaylarını dokuz ay boyunca en çok düşündüren ve endişelendiren konuların başında doğum şeklinin nasıl olacağı gelir. Bence, gebeliğin son ayında doğum yöntemi için karar alınmalıdır. Bunun için ben anne ve baba adayına tüm yöntemleri tüm yönleriyle anlatıyorum ve kararı onlara bırakıyorum. Genellikle de son söz kadının oluyor.
Normal doğumun avantajları nelerdir?
Vajinal doğumun hem anne hem de bebek için sezaryenle doğuma göre üstünlükleri vardır. Vajinal doğum sonrasında anne birkaç saat içinde normal aktivitelerini yapabilmekte, çok kısa sürede bebeğini emzirmeye başlayabilmekte, gebelik öncesi yaşantısına dönmesi çok çabuk olmaktadır. Normal doğum sonrası vücudun (özellikle karnın) eski şekline dönmesi sezaryene oranla daha iyi ve çabuktur. Anne için hem doğum yapar yapmaz bebeğini kucaklayabilmek ve emzirebilmek hem de bebeğinin doğumuna aktif olarak katkıda bulunmuş olmak büyük mutluluktur. Bebeğiyle doğar doğmaz o özel bağı kurabilmek, şüphesiz yaşamının en keyifli anı olacaktır. Normal doğum sırasında bebek kemik kanaldan geçip (annenin pelvis kemikleri) vajinal doğarken, göğüs kafesine oluşan baskı bebeğin akciğerlerindeki sıvının çok büyük kısmının boşalmasına ve nefesini daha rahat almasına neden olur. Sezaryende bu durum söz konusu olmadığından, sezaryenle doğan bebeklerde “yeni doğanın geçici takipnesi” ve “ıslak akciğer” adı verilen solunum sıkıntıları vajinal doğumla doğan bebeklere oranla beş kat daha sık görülür. Bu tür solunum sistemi problemlerini, normal zamanından önce, isteğe bağlı sezaryen ile doğurtulan ve bir bakıma hekim ve hastanın ortaklaşa hatası olarak prematüre (erken) dünyaya getirilmiş bebeklerde sık görmekteyiz. Özellikle bu nedenle, isteğe bağlı “elektif” sezaryenlerin 39. haftadan önce yapılmaması çok önemlidir. Ayrıca normal doğum yapabilecek anne adaylarının doğumunun sezaryenle gerçekleştirilmesinin, hem ülkemizin hem bireylerin sağlık bütçesine getirdiği yük de göz ardı edilmemelidir.
Normal doğum en ağrılı yöntem anlamına mı geliyor?
Doğum sonrasını düşünürseniz, en ağrılı yöntem sezaryen olabilir. Ama epidural kullanırsanız, normal doğumun ağrılarını yok denecek kadar azaltabilirsiniz. Dolayısıyla, sadece ağrıyı düşünerek bir yönteme karar vermek doğru değil. Çünkü hem sezaryende hem de normal doğumda ortaya çıkan ağrıları yok etmek artık tıbbın elinde.
İleri yaşta normal doğum daha mı riskli?
Eskiden böyle bir inanış vardı; “35 yaşından sonraki ilk doğum sezaryen olmalı” diye. Günümüzde yüzde 100 geçerli olmamakla birlikte, bu görüşü yine de gebe kadınlara hatırlatıyoruz.
Normal doğumun ardından kadınlarda ne tip sorunlar doğuyor?
En sık görülen ve konuşulan sorun, kadın genital bölgesindeki sarkma şikâyetleridir. Ama bu, her normal doğum yapan kadının ileri dönemde bu sorunu yaşayacağı anlamına gelmez. Bir risk faktörüdür… Ama her normal doğum yapan, genital organda sarkma sorunu ile karşılaşmaz. Bazı bünyeler bu tür sarkıklıklara yatkın olabiliyor. Akrabalarında idrar kaçırma şikâyetleri ve sarkıklık olan kişilerde, bu sorunun görülme riski dört kat artar. İlerde oluşabilecek bu tip riskler, normal doğumdan kaçınmaya neden olmamalı. Ortaya böyle bir durum çıkarsa, doğumdan sonra o bölgedeki kasları kasacak egzersiz hareketleri veriyoruz.. Ayrıca, bu sorunun tedavisi de var.
Normal doğumdan sonra kadınların seks hayatı kötü mü etkileniyor?
Olabilir… Aslında sadece özellikle zor doğum sonrası ortaya çıkan sarkıklıklardan dolayı, seks hayatları etkilenen hastalarımız oluyor. Doğum sonrası bu şikâyet olursa, bu bölge için bazı ameliyatlar yapılıyor.
Kaynak: http://arsiv.sabah.com.tr/2005/04/01/gny/sag101-20050330-200.html
Dogumun ardindan bebeginiz ve kendinizle ilgili bir cok akliniza gelecek suphesiz iste bu akliniza takilan sorularin cevaplarinda biraz olsun yardimci olabilmek icin sizlere dogumdan sonra en cok sorulan sorular ve yanitlarini paylasmak istiyoruz.
Akıntım ne zaman bitecek?
Bu süreç kişiye göre değişir. Genelde 4 – 8 hafta kadar devam eder. Doğumla ve plasentanın çözülmesi ile başlar ve kadından kadına göre farklılık gösterir. Doğumun ardındaki ilk günlerde açık kırmızı renkte ve oldukça yoğundur. Sonraki günlerde önce pembe ardından da kahverengi olur. Sonlara doğru sarı - beyaz veya renksiz olur ve iyice azalır. Bu zaman içerisinde tampon kullanılmaması önerilir. Doğum sonrası rahim yavaş yavaş toparlandığı için normal ped kullanılması daha isabetli olur. Akıntıda aşırı koku gibi herhangi bir şey sizi rahatsız ediyorsa mutlaka doktorunuza danışın çünkü bu enfeksiyon belirtisi olabilir.
Eski kiloma/formuma ne zaman kavuşurum?
Şöyle derler: Karın 9 ay büyür, 9 ayda da ortadan kaybolur. Bu böyle midir değimlidir bir kenara, kesin bir şey var ki aniden eski hatlarınıza kavuşmanız mümkün değil. Kilo vermek normalde de çok kolay değildir. Bu biraz kişiye özeldir, ayrıca beslenme ve yaşama tarzınızla da ilgilidir. Fakat ortalama olarak 3 – 6 ay içerisinde eski kotlarınıza sığmanız mümkün.
Doğum sonrası diyet yapılabilir mi?
Yapmasanız daha iyi olur. Özellikle de emzirdiğiniz sürece. Bu dönemde sağlıklı ve yeterli beslenmeniz çok önemli. Tüm yedikleriniz sütle bebeğe de geçiyor. Ayrıca emzirme döneminde bol bol enerjiye ihtiyacınız var. Diyet yapmanız bünyenizin zayıf düşmesine neden olur.
Rahmin eski haline dönmesi ne kadar sürer?
Rahim doğum sonrası daha ilk günlerde tekrarlanan kasılmalarla eski ebatlarına dönmeye başlar, yani küçük bir armut büyüklüğüne. Bu kasılmalar özellikle emzirme sırasında hissedilir çünkü süt verirken hormonların oluşumunu hızlanır. Ayrıca arada sırada sırtüstü yatmak ve göbek deliği altındaki bölgeye hafif masaj yapmak da rahmin toparlanması süreci olumlu etkiler.
Egzersiz yapmaya ne zaman başlayabilirim?
Uzman doktorunuzun tavsiye edeceği egzersizlere doğumdan sonraki ilk günlerde başlayabilirsiniz. Bunlar zayıflayan kaslarınızı toparlamaya yarayacaktır. Günde bir defa uzun uzun ve yoğun bir şekilde yapmaktansa egzersizleri günde birkaç defa azar azar, fırsat buldukça yapabilirsiniz. Tabi normal doğum yerine sezaryen olduysanız en az 5 gün geçmesini beklemeniz gerekir. Veya doğum sırasında herhangi bir müdahale yapıldıysa egzersizlere başlama sürecinizi mutlaka doktorunuza danışmalısınız.
Ne zaman eskisi gibi banyo alabilirim?
Akıntı bitince eskisi gibi banyo yapabilir fakat o zamana kadar sadece duş alın çünkü rahim tam olarak toparlanıp kapanmadan enfeksiyonlara karşı savunmasızdır. Uzun uzun bir banyo veya küvet keyfi sırasında bakteriler enfeksiyona neden olabilir bu da sizin ve emzirdiğiniz bebeğiniz için sakıncalı ve tehlikelidir.
Eşimle normal seks hayatımıza ne zaman dönebiliriz?
Aslında siz ve eşiniz buna ne zaman hazır hissederseniz o zaman. Fakat doğum sırasında cerrahi müdahale yapıldıysa belki önce iyice iyileşmeyi beklemeniz sizin de rahat hissetmeniz açısından iyi olur. Ayrıca akıntı da enfeksiyonlara neden olabilir. Prezervatif kullanmak bir çözüm olabilir.
Hamilelikten korunmalı mıyız?
Mutlaka. Emzirmek sizi hamile kalmaktan korumuyor. Aslında hassas bir konu çünkü emzirdiğiniz için hap almanız önerilmiyor. Spiral taktırmanız için de rahim toparlandıktan sonraki ancak ilk adet döneminizi beklemelisiniz ki bu da en az 8 haftalık bir süreç demek. Günleri hesaplayarak korunmanız da mümkün değil çünkü adetleriniz de bir süre düzensiz olabilir. Bu konuyu çözmenin en akıllıca yolu doktorunuza danışmaktır.
İçki içebilir miyim?
Emzirdiğiniz sürece alkol almamanız tavsiye ediliyor çünkü süte karışır. Fakat bir kutlama veya benzer güzel bir olay söz konusuysa ufak bir kadeh beyaz şarap / şampanya veya bira içmenizde sakınca yok. Hatta bunlar süt yapımını arttırır. Fakat süt yapıyor diye sakın minik bir kadehten fazlasını içmeyin.
Ağır kaldırabilir miyim?
Doğumdan sonraki özellikle ilk günlerde ağır kaldırmayın. Vücudunuz zaten zayıf düşmüş durumda, kaslarınız da henüz toparlanmamış. Çok fazla ve aşırı hareketlerden de kaçının. Özellikle sezaryen olduysanız 5 gün kadar iyice istirahat edin. Genel olarak doğumdan sonra fırsat buldukça dinlenmeniz çok önemli. Bebeği kucağınıza alırken de ani hareketlerden kaçının.
Parfüm veya kokulu vücut losyonları kullanabilir miyim?
Kullanmasanız çok daha iyi çünkü bebeğinizin görme yeteneği henüz zayıf olduğu için sizi kokunuzdan tanıyor. Onun çok iyi tanıdığı ve sevdiği bu kokuyu değiştirerek onu “zor” durumda bırakmayın. Sabrederek bu tür zevklerinizi biraz erteleyin.
Yorgunluk ve uykusuzlukla nasıl baş edebilirim?
Yeni doğan bir bebek sahibi anneyi oldukça yorucu bir dönem bekliyor. Bunun başlıca nedeni ise geceler dahil olmak üzere 2 saatte bir tekrarlanan emzirmeler. Bu tahmin edildiğinden daha yıpratıcı çünkü anne başka hiç bir şey için rahat zaman bulamıyor, kısacık bir duş için bile çünkü sürekli “ya bebek uyanırsa” diye endişeleniyor. Uykusuzluk ve yorgunluk anneyi yıpratıyor, çoğu zaman sinirli ve sabırsız yapıyor. Bırakın başkaları size yardım etsin. Zaman zaman bebeği eşinize, annenize veya size yardım edebilecek kim varsa ona bırakın ve biraz nefes alın. Hatta yakınınızdaki kuaföre bile gidin. Çok sıradan görünen bu tür faaliyetler sizin için güzel bir değişiklik ve bir nefes alma fırsatı olur. Aslı şunu unutmayın: Her şeyi eksiksiz yapmak zorunda değilsiniz. Aynı anda hem bebeğe bakıp hem yemeği pişirip hem de ev işlerinin üstesinden gelemezsiniz. Zaten kimse sizden tüm bunları beklemiyor. Herkesten biraz daha fazla anlayış ve yardım almak en doğal hakkınız.
İşime ne zaman dönmeliyim?
Doğum iznine çıkmadan önce iş yerinizde mutlaka bunları danışıp yasal haklarınızı öğrenin. Doğumdan sonra mutlaka eski işinize dönmeyi düşünüyorsanız bunun kesin tarihini işvereninizle, birlikte çalıştığınız müdürler ve ekibiniz veya elemanlarınızla konuşun. Böylece tüm bunları annelik izninizde dert etmezsiniz. Daha sonra bebeğinizi bir bakıcıya bırakmayı düşünüyorsanız bu olayı son güne ertelemeyin. Bakıcınızı gözlemleyebilmek için ve bebekle ikisinin birbirlerine alışması için işe başlamadan 1 hafta veya birkaç gün önce bebeğe bakıcı ile birlikte bakın. Böylece siz de daha sonra rahat rahat işinize geri dönüp çalışabilirsiniz.
Doğum sonrası ne gibi formaliteler var?
Bebeğinize nüfuz cüzdanı çıkartmalısınız. Ayrıca doktorunuzun size bildireceği ve yapılması gereken bazı rutin aşı ve kontroller var.
Kaynak: hurriyet.com.tr