Go to content Go to navigation Go to search
Hamilelik&Doğum ile ilgili bilgi ve oneriler...

Hamilelikte Progesteron ve Aspirin Kullanımı

Nisan 29th, 2008 yazan admin

Hamile olduğunu öğrenen ve bunu isteyen bir kadının ilk ve en büyük endişelerinden birisi düşük yapma olasılığıdır. Çevresinden duyduğu pekçok düşük öyküsü bu endişelerini daha da arttırır. Gerçekten de düşük her 5 hamile kadından birinin başına gelen ve çok sık karşılaşılan bir durumdur. Bu düşüklerin çok büyük bir kısmı da maalesef önlenemez nedenlerden kaynaklanmaktadır. Özellikle hamileliğin ilk haftlarında görülen erken düşüklerin neredeyse tamamına yakını o gebeliğe ait kromozomal anomaliler nedeni ile yaşanmaktadır. Bir başka deyişle düşükle sonuçlanan gebeliklerin önemli bir kısmında zaten anomalili ve yaşama şansı olmayan bebekler söz konusudur.

Ancak bu bilimsel gerçek bir yana düşük olayı yaşayan hemen tüm anne adayları daha sonraki gebeliklerinde de benzer bir olayı yaşama endişesine kapılırlar ve tekrar düşük yapmamak için bazı önlemler almayı isterler. Bu amaçla ilk yaptıkları şey jinekologlarına başvurarak araştırma yapılmasını istemektir. Hatta düşük gerçekleştikten sonra düşük materyali ya da küretaj ile elde edilen dokuların patolojik incelemeye gönderilmesi çok yaygın bir uygulamadır. Ancak düşük materyalinde patolojik incelemenin çoğu zaman hiçbir yararı yoktur. Patolojik inceleme sonucu eğer bir mol gebelik ya da dış gebelikten şüphe edilmiyorsa jinekoloğa herhengi bir bilgi vermez sadece incelemeye gönderilen materyalin bozulmuş bir gebeliğe ait dokular içerdiğini gösterir.

Düşük olayı yaşayan pek çok kadının bu tür bir patoloji raporunu gösterip “inceleme de yapıldı hiçbirşey bulunamadı acaba ben neden düşük yaptım ve bir dahaki gebeliğimde de aynı sorun olur mu?” şeklindeki sorusu ile karşılaşıyoruz. Oysa o patoloji raporunun zaten düşüğün nedenini açıklaması beklenilen birşey değil. Eğer düşük materyali patolojik inceleme yerine genetik incelemeye gönderilse belki bir neden bulunabilir ancak bu da tek bir sefer yaşanan düşüklerde tedavi yaklaşımını değiştirmez. Öte yandan kadınların yaklaşık %1′ini etkileyen ve 2 ya da daha fazla sayıda gebeliğin arka arkaya düşük ile sonuçlandığı tekrarlayan düşük olgularında ise durum farklıdır ve altta yatan nedeni bulmak için incelemeler yapılmalıdır.

Ya ilk gebeliğinde düşük yaşayan veya düşük endişesi yaşayan kadınlarda ne yapılmalıdır? Doktorlarımız bu durum için iki mucize ilaca sarılmaktadır: Aspirin ve Progesteron.

Aspirin ve Düşükler
Aspirin tıpta çok uzun yıllardır kullanılan ve hergün yeni bir yararı ya da yan etkisi keşfedilen değişik bir ilaçtır. Herhalde tıp alanında aspirin kadar çok araştırılan bir başka ilaç yoktur. Son günlerde aspirini popüler yapan bir başka özelliği de gebelik kayıpları üzerinde olan etkisidir.

Aspirin sadece bir ağrı kesici, iltihap giderici ve ateş düşürücü değildir. Aynı zamanda kanın pıhtılaşma sistemi üzerinde de etkileri vardır. Halk arasında “kanı sulandırıcı” şeklinde tellaffuz edilen bu etki ağrı giderici dozundan çok daha düşük dozlarda da ortaya çıkmaktadır. Kanın pıhtılaşmasını engelleyen bu etkiyi sağlamak amacıyla piyasada bulunan ürünler genelde bebe aspirini olarak tanımlanmaktadır.

1970′li yılların sonuna kadar düşük doz aspirin sadece anjina, inme, kalp krizi, serebrovasküler olaylar (beyin damarları ile ilgili olaylar) ve bazı gebelik dışı hastalıkların tedavisinde kullanılmakta ve genelde gebelik sırasında kullanımından kaçınılması gereken bir ilaç olarak kabul edilmekteydi.

Gebelik ile ilgilenen tıp branşı olan obstetrik alanındaki gelişmeler özellikle tekrarlayan düşük olgularının bazılarında altta yatan nedenin antifosfolipid sendrom (aPL) olarak tanımlanan bir bozukluk olabileceğini ortaya koymuştur. Bu sendromda kanın pıhtılaşma mekanizması bozularak kılcal damarlar içinde mikroskopik pıhtılar oluşmakta ve gelişmekte olan bebeğe giden kan akımını azaltarak düşüğe neden olabilmektedir. Ayrıca gebelik toksemisi ya da zehirlenmesi olarak da bilinen prekelempsinin de oluş mekanizmalarından birisi antifosfolipid sendromdur.

Bu bulgunun ortaya konması acaba erken gebelikte kanın pıhtılaşmasını engelleyen ilaçların verilmesi düşükleri engelleyebilir mi sorusunu gündeme getirmiştir. Gerçekten de yapılan araştırmalar antifosfolipid sendrom varlığında düşük doz aspirin ve heparin gibi kanın pıhtılaşmasını önleyen ilaçların gebelikler üzerinde çok olumlu sonuç verdiğini ve %70′ler civarında canlı doğum oranlarının elde edildiğini oryaya koymuştur. Bu bilimsel kanıtların sonucunda günümüzde antifosfolipid sendromu ve gebelik varlığında klasik tedavi aspirin ve heparindir

Peki ya antifosfolipid sendrom yoksa? İşte bu noktada ilaç suistimali sorunu ortaya çıkmaktadır.

Daha önceden düşük yapmış kadınlara sonraki gebeliklerinde doktorlarının aspirin vermesi ve bu sayede kadının düşük yapmadan sağlıklı bir bebek doğurması kulaktan kulağa çok hızlı bir şekilde yayılmakta ve gebelikte aspirin tedavisi neredeyse rutin hale gelmektedir. Bu durum tüm dünyada söz konusu olmakla birlikte ülkemizde daha fazla suistimal edilmektedir. Bu suistmalde sadece doktorların değil onları bu uygulamaya iten kadınların da payı vardır.

Hatta durum o boyuta gelmiştir ki gebelik testi pozitif çıkan ya da adet gecikmesi ile doktora başvuran ve gebelik saptanan her hastaya vitamin gibi aspirin rutin olarak başlanmaktadır ve bu moda maalesef giderek yayılmaktadır.

Bu konu üzerinde dünyada yapılmış en geniş kapsamlı çalışma olan CLASP (Collaborative Low-dose Aspirin Study in Pregnancy) ve onu takip eden araştırmalardan çıkan sonuç bu tür bir uygulamanın gebeliğin seyri üzerinde herhangi bir olumlu etkisinin olmadığıdır. CLASP çalışması bilimsel alanda bu konudaki en güvenilir çalışma olarak kabul edilmektedir.

Günümüzde Amerika Birleşk Devleteri başta olmak üzere pekçok gelişmiş ülkedeki bilimsel ve resmi derneklerin bu konudaki ortak yorumu ve önerisi şu şekildedir:

“Düşüğü, preeklempsiyi ve rahim içi gelişme geriliğini engellemek amacıyla gebe kadınlara rutin aspirin kullanılmalarını önermeyi destekleyecek yeterli bilimsel kanıt yoktur.”

Üstelik bu uygulamanın uzun dönem etkileri konusunda da elimizde yeterli veri yoktur. 2003 yılı Ağustos ayında British Medical Journal’de yayınlanan bir araştırmada gebeliğin erken dönemlerinde aralarında aspirinin de bulunduğu bazı ağrıkesicilerin kullanılması durumunda düşük riskinin arttığı ileri sürülmektedir.

Dahası Amerikan Hastalık Kontrol Merkezi (Centers for Disease Control and Prevention ) daha önceden düşük öyküsü olmayan ve aPL saptanmayan ve düşüğü önlemek amacı ile aspirin ve heparin kullanan 38 yaşında bir kadının 9. gebelik haftasında öldüğünü bildirmiştir. Merkez bu olayın gebelikte aspirin kullanımı ile ilgili ilk ölüm olgusu olduğunu belirtmektedir.

Bugüne kadar yapılmış 42 çalışmanın sonuçlarını birarada değerlendiren bir başka analizde ise preklempsinin önlenmesi amacı ile aspirin kullanımının hafif bir yarar sağlayabileceği ancak hangi kadınlarda bu yararın görüldüğü, tedaviye hangi dozda ve ne zaman başlanması gerektiği konusunda bir karar verebilmek için daha fazla araştırmaya gerek duyulduğu belirtilmektedir.

Benzer bir başka araştırmada da preeklemspi açısından orta derecede risk grubunda olan 583 kadına gebelikleri boyunca günde 50 miligram aspirin verilmiş, 523 hastaya ise herhangi bir tedavi uygulanmamıştır. Sonuçlar incelendiğinde aspirin kullanan ve kullanmayan kadınlarda düşük, ölü doğum, bebek ölümü, ortalama doğum ağırlığı, düşük doğum ağırlıklı bebek ve erken doğum oranları arasında hiçbir fark saptanmadığı ortaya konmuştur.

Progesteron ve Düşükler:
En son söylenmesi gerekeni ilk başta söyleyelim. Progesteron düşüğü engellemez !

Progesteron yumurtlamadan hemen sonra yumurtalıklardan salgılanan ve rahimin içini döşeyen endometrium tabakasının desteklenmesini sağlayan bir hormondur. Erken gebelikte eğer yumurtalıktan bu hormonu salgılayan kısım (korpus luteum) çıkartılırsa gebelik düşük ile sonuçlanır. Adet siklusunun ikinci yarısında progesteronun yetersiz salgılanması Luetal Faz yetmezliği olarak adlandırılır. Ancak bu durumun tanısı ve tedavi gerektirip gerektirmediği konusunda şüpheler vardır ve bilimsel alanda fikir birliği sağlanamamıştır.

Özellikle tekrarlayan düşüklerde kan progesteron düzeylerinin düşük bulunması dışarıdan verilecek progesteron desteği ile gebeliğin devam ettirilebileceği fikrini doğurmuştur. Geçmişte kabul gören bu tedavi yaklaşımı yapılan araştırmalar sonucu geçerliliğini yitirmiştir.

Oysa hala daha özelllikle ükemizde gebelik sırasında erken dönemde kanama ortaya çıktığında progesteron vermek doktorlar arasında yaygın bir uygulamadır. Bu uygulamanın hiçbir bilimsel geçerliliği yoktur.

Gebeliğin seyri sırasında kanama ortaya çıktığında eğer ultrasonda canlı yani kalp atışları olan bir embryo görülebiliyorsa bu gebeliğin düşük olmaksızın devam etme olasılığı %90-96 arasında değişmektedir.

7 haftada kanama görülür ve düşük tehdidi ortaya çıkarsa bu gebelik %90 sorunsuz devam edecektir. Kanamayı görür görmez progesteron başlamak bu oranı daha da arttırmaz.

Erken gebelikte kan progesteronun düşük olması bir sebepten çok sonuçtur. Yani bu gebelik progesteron azlığından dolayı kötü değildir. Gebelik başarısız olduğu için progesteron düşüktür.

Düşüklerin önlenmesi amacıyla progesteron kullanımı ile ilgili son 30 yıl içinde yapılmış olan araştırmaların sonuçlarını bir arada değerlendiren bir çalışmada bu tedavi yaklaşımın gebeliğin seyri üzerinde herhangi bir olumlu etkisinin olmadığı gösterilmiştir. Üstelik sentetik progesteron kullanımının yenidoğanlarda solunum sıkıntısına ve erkek bebeklerde hipospadias adı verilen ve penis deliğinin tam uçta değil penis üzerinde başka bir bölgede olması şeklinde açıklanabilecek bir anomaliye neden olabileceğini düşündüren bulgular vardır. Doğal progesteronlarda ise bu tür bir etki gözlenmemiştir

İngiliz Kraliyet Jinekoloji ve Obstetrik Birliği, tekrarlayan düşükler ile ilgili Mayıs 2003′de yayınladığı kılavuzda düşüğü önlemek amacı ile progesteron kullanımının hiçbir olumlu etkisinin olmadığını belirtmekte, ve bu uygulamanın sürdürülmesi için elde hiçbir bilimsel kanıtın olmadığını bildirmektedir. Tüp bebek uygulamaları ise farklı bir durum arz etmektedir ve bu önerilerin dışındadır.

Bununla birlikte son yapılan araştırmalar progesteronun düşükleri önlememekle birlikte erken doğumun engellenmesinde önemli rol oynayabileceğini göstermektedir.

Sonuç:
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) aspirini gebelik sırasında düşük dozlarda (günlük 150 miligramın altında) C, standart dozlarda ise D kategorisine sokmaktadır. Progesteron ise B kategorisindedir.

Gebelikte hiçbir ilaç yarar potasiyeli zarar potansiyelinden fazla olmadıkça, bir başka deyişle mecbur olmadıkça kullanılmamalıdır.

Günümüzde klinik çalışmalarımız sırasında hiçbir öyküsü ya da risk faktörü olmadığı halde hamilelere “düşük yapma ya da prekelempsi gelişmesin” diye aspirin ya da progesteron başlandığına şahit oluyoruz. Bundan daha sık karşılaştığımız bir uygulama ise hafif bir kanama varlığında bile progesteron verilmesi. Oysa ultrasonda bebeğin kalp atımlarının görülmesi %90-96 bu gebeliğin kanamaya rağmen düşük ile sonuçlanmayacağını bize gösteriyor.

Peki doktorlar neden hala daha gerek olmadığı durumlarda bile bu ilaçları reçete etmeye devam ediyorlar?

  • Bugüne kadar yapılmış olan çalışmaların söz edilen ilaçların bazı olası yararlarını saptayamadığını düşünüyor ve progesteron ve aspirin kullanımından doğacak olan riskin az olmasına güveniyor olabilirler.
  • Elde hastaya öneribilecek tedavi alternatifi olmadığı için bu şekilde davranarak kendilerini rahatlatıyor olabilirler.
  • Bilimsel yayınları izlemedikleri ve kanıta dayalı tıp yaklaşımlarından habersiz oldukları için geleneksel uygulamalarını devam ettiriyor olabilirler.
  • Hastaların yapılacak birşeyler olmalı baskısına veya düşük sonrası yaşadıkları depresyonun sonucunda birşeylerin işe yarayabileceği ümidine yenik düşüyor olabilirler.

Nedeni ne olursa olsun bilimsellikten uzak bu tedavi yaklaşımları Hipokrat’tan beri tıbbın temel felsefesi olan “önce zarar verme” ilkesine tamamen ters uygulamalardır.

Kaynak: Dr. Alper Mumcu (www.mumcu.com)

4D Ultrasound Scan

Nisan 29th, 2008 yazan admin

Asagidaki resimlerde cesitli haftalarda bebeginizin 4 Boyutlu Örnek ultrason videoları yer almaktadir. 

Ultrason videolarını gormek istediginiz resmin uzerine tiklayarak izleyebilirsiniz. 

Ultrason videolarini daha iyi anlamak icin dilerseniz sitemizin Hafta Hafta Hamilelik sayfasini inceleyebilirsiniz. 

 4d Ultrasound Baby Scans Video

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  facial expression
 

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  facial expression

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Baby face
 

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Relaxing
 

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Pregnancy Week 27 Ultrasound
 

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Pregnancy Week 27 Ultrasound

   

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Pregnancy Week 27 Ultrasound

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Pregnancy Week 27 Ultrasound

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Pregnancy Week 27 Ultrasound

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Pregnancy Week
  16 Ultrasound

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Pregnancy Week
  16 Ultrasound

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Pregnancy Week
  16 Ultrasound

   

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Pregnancy Week
  10 Ultrasound
 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Baby body
 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  facial expression
 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  facial expression
 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  try communication
 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  making dance

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Relaxation

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Beauty small hands

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Hapy face   

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Yawn

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Yawn

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Yawn

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  twist baby’s 4d ultrasound   

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  twist baby’s 4d ultrasound

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  happy   

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  just sitting

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  facial expression   

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Signaling   

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  What is going on

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  facial expression

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Meditations :)    

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  happy

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  what’s drinking

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Crazy   

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Dance   

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  facial expression

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  facial expression

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  what’s eating

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  what’s doing

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  to bound (boy)   

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  scream   

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  unhappy :(

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  exclamation   

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Boy :)

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  thinking

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  play  game   

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  together life

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  making something

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  what’s doing   

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Cordon

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Side view

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  don’t show   

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  trigeminus 4d ultrasound

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  Pregnancy Week 10 Ultrasound (twist)

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  i don’t want   

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  i did not show

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  what am i drink

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  flexion   

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  flexion

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  active

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  flexion

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  facial expression

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  drink

 
  Press on the picture to view 4d ultrasound scan movie

  facial expression

Tag: 4d ultrasound scan, 4d scan video, baby Scanning, week by week, baby 4d scan, 4d ultrasound, 4d baby ultrasound, 4d ultrasound photos, 4d ultrasounds, pregnancy, baby ultrasound, baby ultrasound pictures, baby ultrasound video, pregnancy ultrasound, pregnancy ultrasounds, 4d ultrason görüntüleri, ultrasonografi, 4 boyutlu ultrason, ultrason, renkli ultrason, hareketli ultrason, anne karninda bebek, hafta hafta 4d Ultrason, ultrason videoları, haftalık görüntüsü, anne karnında bebek hareketleri, ultrasonda bebek

Doğum Çantası

Nisan 24th, 2008 yazan admin

Doğum için hastahaneye giderken çantamda / valizimde neler olmalı?

Bir anne adayı hastane çantasını hazırlarken doğum yapacağı mevsime çok önem vermeli ,ona göre giysi koymalıdır. Ayrıca doğum yapacağı hastaneden anne ve bebek için temin edecekleri şeyleri öğrenmelidir. Böylece anne adayı çantasını gereksiz, kullanmayacağı eşyalarla doldurmuş olmaz. Doğum çantası ihtiyacı olan her şeyin elinin altında olmasını sağlayacağından bir anne adayı için çok önemlidir. Erken doğum ihtimaline karşı doğuma birkaç ay kala hazır olması gereken bu çanta sayesinde anne adayı kendisini daha rahat hissedecektir.

ANNE İÇİN GEREKENLER

  • Hamilelik ve doğum takip kartınız ve doktor kontrollerinizin bulunduğu dosyanız, son yaptırdığınız kan ve idrar tahlilleriniz, sigorta kartınız, sağlık karneniz
  • Yakınlarınızın telefon numaraları
  • Nakit para
  • 3 adet önden açılan gecelik
  • 1 adet sabahlık
  • Deodorant, diş macunu ve fırçası, tarak, şampuan, sabun, ıslak temizleme mendilleri, kulak pamuğu vb kişisel eşyalarınız
  • Saçlarınızı rahatça toplayabileceğiniz toka ya da bant
  • 3-4 adet özellikle önden kopcalı emzirme sütyeni ve pedleri
  • Meme uçları için krem, göğüs kalkanı
  • Göğüs pompası (özellikle meme başı olmayan hanımlar için)
  • İhtiyacı kadar pamuklu ve tek kullanımlık iç çamaşırları
  • 1 paket hijyenik kadın pedi
  • 1-2 adet atlet
  • Kağıt peçete ve havlu
  • Eve dönerken giyebileceğiniz rahat kıyafetler
  • Ayağınızı sıcak tutacak kalın çoraplar
  • İçinde rahat ettiğiniz kolay giyilebilen alçak topuklu, kaymayan bir çift terlik
  • Sizi dinlendirip rahatlatacak sevdiğiniz kitap, dergi, teyp ve kasetler
  • Hastaneye giderken yolda rahat etmenizi sağlayacak yastık

BEBEK İÇİN GEREKENLER

  • 2 tane bady (Mevsime göre kısa veya uzun kollu)
  • 2 tane tulum
  • 2 tane çorap
  • 2 tane ağız mendili
  • 2 tane pijama altı
  • 2 tane şapka ve eldiven
  • 2 takım kıyafet (zıbın takımı, pijama takımı, patiği, başlığı vs)
  • Yelek ve hırka
  • Battaniye
  • 3–4 tane bebek bezi
  • Araba koltuğu/ana kucağı veya portbebe
  • Havlu, ıslak mendil
  • 2 tane önlük
  • 2 tane yelek
  • Bebe şampuanı
  • Saç Fırçası
  • Kirli çamaşır torbası
  • Bebek yatağı için çarşaf ( hastaneye sormak faydalı olur)

BEBEĞİNİZLE EVE GİDERKEN

:: Göbek düşene kadarki ilk 1 haftalık sürede bir antiseptik solüsyonla göbek bakımı yapılmalıdır. Antiseptik solüsyonu nasıl kullanacağınızı bebeğinizi muayeneye gelen çocuk doktorunuza mutlaka sorunuz. Bu amaçla kullanılan bazı ilaçlar ciltte tahriş yapabileceğinden ilacı lütfen sadece göbek kordonuna sürünüz ve cildine fazla bulaştırmayınız. Bir kulak temizleme çubuğu, ilacı göbek kordonuna daha kontrollü olarak sürmenize yardımcı olabilir. İlacı sürdükten sonra steril gazlı bezi üzerine sarmak ve sarılı göbeği alt bağlama bezinin dışarısına çıkarmak, göbeğin daha temiz, güvenli ve sağlıklı olarak düşmesini sağlayacaktır.

:: Bu konuda çok net bir bilgi olmamakla birlikte göbek düşmeden bebeği yıkamamanız daha uygun olacaktır. Çünkü ıslanan göbeğin kuruması ve düşmesi gecikebilir. Bunun için göbeğin direkt olarak suya girmemesi yeterlidir. Ancak bebeğin başını eğip yıkamak ve vücudunu ıslak sabunlu-duru bezle silmekte bir sakınca yoktur.

:: Bebeğinizi ilk muayenesine götürdüğünüzde yeni doğan tarama testlerinin alınıp alınmadığından emin olunuz (halk arasında zeka testi olarak da anılır)

:: D vitamini çocuğunuzun kemik gelişimi için oldukça önemlidir. Lütfen doktorunuzun önerisi doğrultusunda 15 günden sonra çocuğunuza D vitamini başlamayı unutmayınız.

:: Serum fizyolojik içeren bir damla bebeğinizin doğal olarak kuruyan ve tıkanan burnunu nemlendirecek ve tıkanıklığını açacaktır, böylece çocuğunuz daha huzurlu olacak ve daha rahat emecektir. Bu tür bir damlayı bebeğinizle eve gittiğiniz ilk günden itibaren kullanmanız uygun olacaktır.

Bebeğinizi ilk 6 ay mutlaka anne sütü ile besleyin!

:: Yazın sıcak günleri bile sizi korkutmasın. Bebeğinizin ilk 6 ay kesinlikle suya dahi ihtiyacı yoktur. Sütünüzün zaten yüzde 90-95’i sudan oluşmaktadır. Arada mama veya su, çay gibi diğer sıvıları vermek, bebeğinizin midesinde doygunluk hissi yaratarak, sizi daha seyrek emmesine, bu da dolaylı olarak sütünüzün azalmasına neden olacaktır. Çünkü sütünüz emdikçe artar, sütünüz az diye emzirmekten kaçınırsanız sütünüz daha da azalır.

:: Bebek her emdiğinde bir sonraki öğünü için göğüslerinizi süt yapımına hazırlar. Özellikle sezaryen doğumlardan sonra sütünüzün gelmesi daha da gecikebilir. Bu durumda ne yapabileceğinizi doktorunuza danışabilirsiniz. Anne sütü bebek için en kolay sindirilen gıdadır. Anne sütü ile beslenen bebeklerde gaz, kusma ve kabızlık gibi şikâyetler en az düzeyde olacaktır.

:: Anne sütünün içinde bebeğinizi mikroplardan zatürree, ishal gibi hastalıklardan koruyan çok özel kimyasal maddeler vardır. Bunlar bugün en gelişmiş teknoloji ile üretilen mamada bile taklit edilememiştir. Ayrıca anne sütü ile beslenen bebeklerin zekâ gelişiminin daha hızlı olduğunu, birçok erişkin yaş hastalığına karşı bile koruyucu özelliklerinin olduğunu biliyor muydunuz? İşte tüm bu nedenlerle bebeğinize “ilk 6 ay sadece anne sütü” veriniz.

Bebeğinizi her beslenme sonrası 15-20 dakika dik pozisyonda ve hareketsiz tutunuz!

:: Bebeklerin mide kapağı ilk 2–3 ay çok iyi çalışmaz. Bu nedenle bebeklerin beslenme sonrası hemen yatırılması, hele de yatırılıp kaldırılması, altını değiştirmek veya giydirmek-soymak amacıyla evirilip çevrilmesi bebeğin midesinin bulanmasına sütün köpürerek daha çok gaz yapmasına, daha da önemlisi sütün, kapağı açık bir şişeden döküldüğü gibi geri gelmesine neden olur.

:: Bebeğinizin 2 – 3 dakikada sesli gaz çıkarmasına aldanmayınız. Bu yüzden, beslenme sonrası bebeğinizi lütfen 15 – 20 dakika dik ve hareketsiz bir pozisyonda tutunuz.

:: Tüm bu önlemlere rağmen bebeğinizde ayaklarını karnına çekme, devamlı ağlama, ıkınma-kızarma-huzursuzluk gibi şikâyetler oluyorsa, bunlar genellikle gaz sancılarıdır. Bu durumda doktorunuzun önereceği bir ağrı kesici fitil ve gaz damlası gibi ilaçları kullanmanız faydalı olabilir.

Gaz sancıları olduktan sonra bebeği rahatlatacak bazı önlemler:

  1. Karına sıcak havlu koymak ve masaj yapmak,
  2. Ilık duş aldırmak,
  3. Araba ile gezmeye çıkarmak (en iyi yöntemlerden biri),
  4. Bu imkânınız yoksa evde elektrik süpürgesi-saç kurutma makinesi veya aspiratör gibi gürültü çıkaran motorlu bir aleti bebeğinizin yanında çalıştırmak dikkatini dağıtarak rahatlamasını sağlayabilir.

Etiketler: doğum çantası, doğum valizi, doğum valizimde, hastane çantamda neler olmalı, bebek için gerekenler, anne için gerekenler, annenin valizi, doğum çantası icine konulacaklar, hastane çantası

Kaynak: http://www.etlikdogumevi.gov.tr/

Hamilelikte Anemi (Kansızlık)

Nisan 24th, 2008 yazan admin

GEBELİKTE DEMİR EKSİKLİĞİ ANEMİSİ:
Demir eksikliği anemisi, gebelikte en sık görülen anemidir.

Anemi kan hemoglobin değerinin normalin altına düşmesidir. Gebelikte 1. ve 3. trimesterde Hb< 11 gr/dl, 2. trimesterde Hb< 10,5 gr/dl değerlerinin altında ise anemi kabul edilir. Dünya nüfusunun yaklaşık %30’unun, dünyadaki gebe kadınların %50’sinden fazlasının, dünyadaki tüm kadınların 1/3’ünden fazlasının anemik olduğu tahmin edilmektedir

Gebelerde Demir Eksikliği Anemisinin Nedenleri: Demir gereksiniminin artması, demir depolarının yetersiz olması (yetersiz beslenme düzeyi, sık doğumlar ve düşükler, sık enfeksiyonlar ve özellikle parazit hastalıkları, barsaklarda emilim bozukluğu).

Demir depoları yeterli olsa bile gebelik boyunca demir desteği gereklidir.

Tedavinin amacı aneminin düzeltilmesi ve demir depolarının doldurulmasıdır. Bu amaçla ağızdan demir preparatları ve demirden zengin diyet uygulanır. 200 mg/gün elementer demir alınmalıdır. Anemi düzeltildikten sonra demir depolarının dolması için tedaviye 3 ay daha devam edilmelidir. Demir tedavisi alan gebeler demirin emilimini azaltan besinlerle birlikte bu ilaçları almamalıdırlar.(Demir preparatlarının emilimini azaltan besinler: antiasit ilaçlar, yumurta, kalsiyum tuzları, süt ve süt ürünleri, tetrasiklin türü antibiyotikler, çay, kahve.) Eğer demir preparatları portakal suyu, proteinden zengin gıdalar ile birlikte ve aç karnına alınırsa emilim artacaktır. Aynı zamanda demirden zengin diyet örneğin karaciğer, kırmızı et, yumurta, kuru bakla, tahıl, taze sebze, kuru meyve v.b alınmaya özen gösterilmelidir.

Kaynak: http://www.etlikdogumevi.gov.tr/

Hamilelik ve Kan Hastalıkları

Nisan 24th, 2008 yazan admin

Hamilelikte sık görülen kan hastalıkları nelerdir?

  • Anemi (kansızlık)
  • Demir eksikliği anemisi
  • Folik asit eksikliği
  • İlaca bağlı hemolitik anemi
  • Akut kan kaybına bağlı anemi
  • Kronik hastalıklara bağlı anemi
  • Hemoglobinopatiler 
  • Orak hücre hemoglobinopatisi
  • Aplastik-hipoplastik anem
  • Talasemiler
  • Polisitemi
  • Trombositopeniler
  • Gebelikte ortaya çıkan trombositopeniler
  • Kalıtsal trombositopeniler
  • İmmun trombositopenik purpura
  • Trombositoz
  • Trombositopenik mikroanjiopatiler
  • Pıhtılaşma bozuklukları
  • Trombofililer

Gebelikte en sık görülen kan hastalığı hangisidir?
Demir eksikliği anemisi gebelikte en sık görülen kan hastalığıdır. Gebe kadınların yaklaşık %95’inde görülür. Tüm ülkelerde üreme çağındaki demir alımının yetersiz olmasına bağlı çok yaygındır.

Demir eksikliği anemisinin belirtileri nelerdir?
Yorgunluk, güçsüzlük, bitkinlik, yememe, egzersiz tahammülsüzlüğü, depresyon, solukluk, çarpıntı, nefes darlığı.

Tedavi?
Demir desteği önerilir.

Demir eksikliği anemisini önlemek için ne yapılabilir?
Gebelikte demir ihtiyacı günlük diyet ile sağlanamaz, bu nedenle tüm gebelere demir tedavisi en azından 20. gebelik haftasından itibaren verilmelidir.

Folik asit eksikliği nedir?
Folik asit merkezi sinir sistemi gelişim açısından önemli bir vitamindir. Eksikliğinde bir tür anemi de ortaya çıkar. 30 yaşında büyük gebelerde, yetersiz diyetle beslenenlerde, çoğul gebeliklerde, gebeliğe bağlı yüksek tansiyonu olanlarda, epilepsi tedavisi alanlarda daha sık görülür.

Belirtileri nelerdir?
Kansızlık, bitkinlik, iştahsızlık, depresyon, diş eti hastalıkları, bulantı, ishal, kanama, enfeksiyonlara yatkınlık

Tedavi
Folik asit desteği yapılmalı. Gebelikten önce ve erken gebelik dönemlerinde folik asit kullanımı bebeğin merkezi sinir sistemi gelişim bozukluklarını önler.

İlaca bağlı hemolitik anemi kırmızı kan hücrelerinde bulunan bir enzimin eksikliğinde ortaya çıkar. Bu anemi çoğunlukla viral, bakteriye enfeksiyonlar, diyabetik asidoz, bakla yenmesi, bazı oksidan ilaçlara maruz kalınması durumunda gelişir. Tedavide atağı başlatan ilaç veya toksik maddelerin kesilmesi önemlidir. Enfeksiyon varsa acilen tedavi edilmelidir.

Orak hücreli anemi kalıtımsal bir kan hastalığıdır. Bu hastalıkta kırmızı kan hücrelerinin oksijen taşıma kapasitesi ve yaşam süresi azalmıştır. Tüm organlar etkilenebilir. Özellikle dalak, kemik iliği, plasenta gibi organlar sık etkilenir. Ağrı, ödem kanlanması bozulmuş dokuda yaygındır. Orak hücreli anemili gebelerde kansızlık artar. Folik asit kullanımı artar, ağrılı krizler, idrar yolu enfeksiyonu, pıhtılaşma, iç organ ve kemik ağrıları artar.

Tromboembolizasyon (damarlara pıhtı atması) gebelikte sık görülen bir durumdur. Doğum öncesi veya sonrasında oluşabilir. Derin bacak toplardamarlarında tromboz olan hastaların yaklaşık %50’sinde akciğer embolisi gelişebilir. Altta yatan kolaylaştırıcı bir neden olmadığında (ciddi enfeksiyon, geçirilmiş tromboemboli, ciddi tromboflebit, ciddi varisler, cerrahi doğum, zor veya uzamış doğum, anemi, kanama, kalp hastalığı, aşırı şişmanlık, ağır sigara içiciliği, uzamış yatak istirahatı..) yaygın değildir. Belirtileri bacakta şişlik, ağrı, hassasiyet, renk değişikliği, ateştir. Riskli hastalarda önlemeye yönelik tedavi başlanabilir.

Lenfoma, lösemi, Hodgkin hastalığı gebelikte nadir olarak görülürler. Genellikle üreme sonrası dönemde ortaya çıkarlar. Gebelikte ortaya çıkarlarsa kanama ve erken doğum yaygındır.

Etiketler: anemi, demir eksikligi, folik asit, gebelik, hamilelik, hemolitik, hhemoglobinopatiler, kan hastaliklari, kansızlık, oolisitemi, talasemiler, trombofililer, trombositopeniler, trombositoz

Kaynak: http://www.etlikdogumevi.gov.tr/

Vajinit Nedir?

Nisan 24th, 2008 yazan admin

Vajinit kadının vajinasının iltihabıdır. Kadınların üçte bir kadar çoğunluğu hayatlarının bir döneminde vajinit belirtileri gösterecektir. Vajinit her yaştaki kadınları etkiler, ancak üreme çağlarında en sıktır. Pek çok olası etken vardır ve tedavinin tipi etkene bağlıdır. Bu bölümde;

  • Vajinit belirtileri
  • Tedavi tipleri
  • Riskinizi nasıl azaltabileceğiniz anlatılacaktır.

Kadının vajinasından az miktarda berrak veya bulanık beyaz sıvı akışı normaldir. Bu dokuyu ıslak ve sağlıklı tutar. Vajina bakteriler ve mantarlar gibi çeşitli organizmaları denge halinde barındırır, böylece normal işlev görebilir. Bazı faktörler vajinanın bu normal dengesini bozabilir:

  • Antibiyotikler
  • Hormon düzeylerinde değişiklikler
  • Gebelik
  • Emzirme
  • Menopoz
  • Vaginal duşlar
  • Spermisitler (gebelikten korunma amaçlı kullanılan sperm öldürücü maddeler)
  • Cinsel ilişki
  • Enfeksiyon

Normal dengedeki bir değişiklik mantarların veya bakterilerin artmasına izin verebilir ve vajinite neden olur. Bu vajinanın epitelinin iltihaplı hale gelmesine yol açar. Vajinit kaşıntı, kötü koku veya bol miktarda akıntıya yol açabilir.

Herhangi bir anormal akıntı, yanma veya kaşıntı gibi durumda hemen doktorunuza başvurunuz.

Tanı
Vajinit tanısı için doktorunuz vajinanızdaki akıntıdan bir örnek alacak; mikroskop altında inceleyecek veya kültüre gönderecektir. Doktorunuz ayrıca başka testler isteyebilir. Testlerin sonuçlarının doğru olmasını garantilemek için doktorunuzu görmeden önce vajinal duş almayınız; herhangi bir vajinal ilaç veya spermisit kullanmayınız.

Tedavi
Tedavi vajinitin etkenine göre yapılır. Tedavi ağızdan alınan hap veya vajinaya uygulanan bir krem, tablet veya jel ile olabilir. Bazı durumlarda eşinize de tedavi verilebilir.

Akıntı veya diğer belirtiler ilaçlarınızı bitirmeden ortadan kalksa bile, doktorunuzun talimatlarına aynen uymanız önemlidir. Belirtiler kaybolsa da, enfeksiyon hala mevcut olabilir. Tedaviyi erken bırakmak belirtilerin geri dönmesine neden olabilir. Tedavi tamamlandıktan sonra belirtiler tekrarlarsa doktorunuzu görünüz. Farklı bir tedaviye gerek olabilir.

Vajinit Tipleri

Mantar Enfeksiyonu:
Mantar enfeksiyonu kandidiyaz olarak da bilinir. En sık görülen vajinal enfeksiyon tiplerinden biridir.

Etken: Candida denen bir mantar tarafından oluşturulur. Bu normal vajinada az sayıda bulunur. Ancak, bakterilerin ve mantarların vajinadaki dengesi değiştiğinde, mantarlar fazlaca çoğalabilirler ve belirtilere yol açabilirler.

Bazı antibiyotik tipleri mantar enfeksiyonu riskinizi artırırlar. Antibiyotikler mantarları kontrol altında tutan normal vajinal bakterileri öldürür; böylece mantarlar aşırı çoğalabilirler. Bir kadın gebe ise veya diyabeti (şeker hastalığı) varsa mantar enfeksiyonu olması olasılığı daha fazladır. Mantarların aşırı büyümesi ayrıca vücudu hastalıklardan koruyan bağışıklık sistemi iyi çalışmıyorsa da olabilir. Örneğin, insan immünyetmezlik virüsü (HIV) ile enfekte kadınlarda mantar enfeksiyonları ciddi olabilir. Tedavi ile bile geçmeyebilirler veya sık sık tekrarlayabilirler. Pek çok olguda ise mantar enfeksiyonunun nedeni bilinmez.

Belirtiler: Mantar enfeksiyonunun en sık belirtileri kaşıntı ve vajinanın dışarısındaki vulva diye adlandırılan alanın yanmasıdır. Yanma idrar yaparken veya cinsel ilişki ile daha kötü olabilir. Vulva kızarık ve şişmiş olabilir. Vajinal akıntı genellikle beyaz, topak halindedir ve kokusu yoktur. Mantar enfeksiyonu olan bazı kadınlar akıntıda artma veya değişiklik farkederler. Bazıları ise hiç akıntı fark etmezler.

Tedavi: Mantar enfeksiyonları vajinaya ilaç yerleştirerek veya hap yutarak tedavi edilebilir. Çoğunluk olguda erkek cinsel partnerlerinin tedavisi gerekli değildir. Şunlar olursa doktorunuzu mutlaka görmeniz gerekir:

  • İlk kez bir vajinal enfeksiyonunuz oluyorsa
  • Tedaviden sonra belirtileriniz kaybolmazsa
  • Vajinal akıntınız sarı veya yeşil veya kötü kokulu ise
  • Cinsel yolla bulaşan bir hastalık (CYBH) sahibi olmanız olasılığı varsa

Bazen bir kadın aslında başka bir problemi varken mantar enfeksiyonu olduğunu düşünebilir. Tıpkı mantarlar gibi kaşıntı ve yanmaya sebep olan çeşitli durumlar vardır. Başka bir sebep varsa, kadın mantar enfeksiyonu için ilaç alıyorsa, asıl sebebi bulmak daha zor olabilir.

Ne Yapabilirsiniz?
Vajinit olma riskini azaltmak için yapabileceğiniz bazı şeyler vardır:

  • Kadın hijyen spreyleri veya kokulu deodorant tamponlar kullanmayın.
  • Kötü bir kokuyu saklamaya, örtmeye çalışmayın. Bu doktorunuzu hemen görmenizi gerektiren enfeksiyonun bir belirtisi olabilir.
  • Vajinal duş yapmayın, vajinanın içini yıkamayın. Vajinanın kendi kendine temizlenmesine izin vermek daha doğrudur.
  • Cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanın.
  • Başka bir çeşit enfeksiyon için antibiyotik reçete edildiyseniz mantar enfeksiyonlarını önleme konusunda doktorunuzla görüşün.

Bakteriyel Vajinoz:

Etken: Bakteriyel vajinoza sebep olan bakteriler vajinada doğal olarak bulunurlar. Bakteriyel vajinoz bu bakterilerin aşırı çoğalması ile oluşur.

Belirtiler: En önemli belirti kuvvetli balıksı bir kokusu olan artmış akıntıdır. Koku adet döneminiz sırasında veya cinsel ilişkiden sonra daha fazla olabilir. Akıntı genellikle ince ve koyu veya mat gridir, ancak yeşilimsi renk de alabilir. Kaşıntı sık değildir, ancak çok fazla akıntı varsa mevcut olabilir.

Tedavi: Bakteriyel vajinozu tedavi etmede çeşitli farklı antibiyotikler kullanılabilir, ancak en sık kullanılan iki tane vardır: metronidazol ve klindamisin. Bunlar ağız yoluyla alınabilirler veya tablet, krem veya jel şeklinde vajinaya yerleştirilebilirler.

Metronidazol ağız yoluyla alındığında bazı hastalarda yan etkilere sebep olabilir. Bunlar bulantı, kusma ve idrar renginde koyulaşma olabilir, şiddetli bulantı ve kusma yapabilir. Metronidazol kullanırken alkol almayınız, bu kombinasyon

Sıklıkla kadının cinsel partnerini tedavi etmeye gerek yoktur. Ancak, kadında tekrarlayan enfeksiyonlar varsa partnerin tedavisi yararlı olabilir.

Bakteriyel vajinoz sıklıkla tekrarlar. Uzun-dönem veya tekrarlayan tedaviler gerektirebilir. Vakaların çoğunluğunda tedavi zamanında işe yarar. Bazen bakteriyel vajinoz tekrar tekrar oluşuyorsa bu bir CYBH sahibi olduğunuz anlamına gelebilir. Doktorunuz size başka enfeksiyonlar için testler yapabilir.

Trikomoniyazis:

Etken: Trikomoniyazis mikroskopik parazit olan Trikomonas vajinalis tarafından oluşturulan bir durumdur. Cinsel ilişki yoluyla yayılır. Trikomoniyazisi olan kadınlar diğer CYBH ile enfeksiyon aşısından artmış risktedir.

Belirtiler: Trikomoniyazis belirtileri sarı-gri veya yeşil bir vajinal akıntıyı içerir. Akıntının balıksı bir kokusu olabilir. Vulvanın yanma, tahriş, kızarıklık ve şişmesi olabilir. Bazen idrar yaparken acı olabilir.

Tedavi: Trikomoniyazis genellikle ağızdan alınan tek doz metronidazol ile tedavi edilir. Bu ilacı aldıktan sonra 24 saat boyunca alkol içmeyiniz, çünkü bulantı ve kusmaya sebep olabilir. Enfeksiyonun tekrarlamasını önlemek için cinsel partnerler tedavi edilmelidir.

Atrofik Vajinit:

Bu durum bir enfeksiyon tarafından oluşturulmaz, ancak akıntı ve vajinal tahriş yapabilir. Emzirme sırasında veya menopozdan sonra olduğu gibi kadın hormon düzeyleri düştüğü herhangi bir zamanda oluşabilir. Belirtiler kuruluk ve yanmayı içerir. Atrofik vajinit vajinal krem, halka veya tablet olarak uygulanabilen östrojen ile tedavi edilir. Suda-çözünür bir kayganlaştırıcı da ayrıca cinsel ilişki sırasında faydalı olabilir.

Sonuç olarak; herhangi bir anormal akıntı veya yanma ya da kaşıntı gibi vajinit belirtileri görür görmez doktorunuza başvurunuz. Vajinit rahatsızlık yaratmasına karşın, etken bulunduktan sonra hemen her zaman tedavi edilebilir.

Terimler Sözlüğü

Bakteriyel Vajinoz: Normal olarak vajinada bulunan bir grup organizmanın aşırı çoğalmasının oluşturduğu bir çeşit vajinal enfeksiyon.

Kandidiyaz: Mantar enfeksiyonu veya moniliyaz da denen, Candidanın (vajinada normal olarak bulunan bir mantar) aşırı çoğalmasının neden olduğu bir vajinit çeşidi.

Klindamisin: Pek çok diğer enfeksiyon çeşitlerinin yanı sıra, belli vajinit tiplerini tedavide kullanılan bir antibiyotik.

Östrojen: Yumurtalıklar tarafından üretilen ve rahimin iç tabakasının gelişimini uyaran bir kadın hormonu.

İnsan İmmünyetmezlik Virüsü (HIV): Vücudun bağışklık sisteminin belirli hücrelerine saldıran ve edinilmiş immün yetmezlik sendromu (AIDS) oluşturan bir virüs.

Metronidazol: Bazı vajinal ve karın enfeksiyonlarını tedavide kullanılan bir antibiyotik.

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalık (CYBH): Cinsel temas ile yayılan hastalıkları ifade eder. Klamidya enfeksiyonu, gonore (belsoğukluğu), genital siğiller, herpes (uçuk), sifiliz (frengi) ve edinilmiş immün yetmezlik sendromu (AIDS) etkeni insan immünyetmezlik virüsü (HIV) enfeksiyonu gibi.

Spermisitler: Spermi etkisiz hale getiren kimyasal maddeler. Kremler, jeller, köpükler ve fitiller (süpozituvar) şeklinde bulunurlar. Bazı prezervatifler spermisitlerle kaplanmıştır.

Vulva: Kadın dış genital bölgesinin dudakları.

Etiketler: vajinit, vajinit tipleri, antibiyotik, mantar enfeksiyonu, bakteriyel vajinoz, trikomoniyazis, kandidiyaz, klindamisin, Östrojen, hiv, spermisitler, vulva, 

Kaynak: http://www.etlikdogumevi.gov.tr/

Sancılı adet Görme (Dismenore)

Nisan 24th, 2008 yazan admin

Adet gören kadınların yarısından fazlasının kanamalarının ilk bir iki günü ağrısı olmaktadır. Genelikle bu ağrı hafiftir. Bazen günlük aktivelerini kısıtlayacak kadar şiddetli olabilir. Bu şiddetli ağrı dismenore olarak adlandırılır.

Adet döngüsü vajinal kanamanın ilk günü ile başlar ve bir sonraki vajinal kanama zamanına kadar sürer. Bu süre ortalama 28 gündür, bu döngü boyunca ağrı yaygın bir problemdir ve çoğu kadında tedavi edilebilir. Adet dönemi hormonları (östrojen ve progesteron) yumurtalıklar tarafından üretilir. Bu hormonlar rahim duvarında muhtemel gebeliğe hazırlayacak değişikliklere neden olur. Ortalama 14. günde yumurta yumurtalıktan (over) atılır, bu olay ovulasyon (yumurtlama) olarak adlandırılır. Ardından yumurta fallop tüpünde ilerler, burada sperm tarafından döllenebilir ve döllenirse birleşmiş olan yumurta ve sperm fallop tüpü boyunca ilerler, rahime yapışır ve gebelik oluşur. Eğer yumurta döllenmezse hormon seviyeleri azalır ve bu uyarı adet döngüsünü başlatan kanamaya neden olur. Bazı kadınlarda bu adet kanamaları hafif kramplara, bazılarında şiddetli ağrılara neden olur.

Mensturel Ağrının Nedeni
Rahim bir kas dokusudur, tüm kaslar gibi kasılır ve gevşer. Kanama süresince daha şiddetli kasılır ve ağrı olarak hissedilir.

Prostaglandinler rahim tarafından üretilen kimyasal maddelerdir. Prostaglandinlerin etkisi ile rahim kasları kasılır. Kanama öncesinde bu maddelerin düzeyi artar. Döngü başında prostaglandin düzeyleri yüksektir. Mensturasyon (adet kanaması) sırasında düzeyleri azalır, bu durum ağrının neden ilk birkaç günden sonra azalma eğiliminde olduğunu açıklar.

Dismenore Bulguları

  • Alt karında ağrı veya kramplar
  • Baş ağrısı
  • Bulantı – kusma
  • Baş dönmesi

Dismenore Tipleri
Primer (birincil) ve sekonder (ikincil) olmak üzere iki tip dismenore vardır.

Primer Dismenore:
Primer dismenore prostaglandinlerin doğal üretimi sonucu oluşan pelvik ağrıdır.

Bu genellikle ilk adet siklusları sırasında başlar ve çoğu olguda ağrı atakları yaşlanmayla daha az ağrılı hale gelir. Bazen ağrılar doğum sonrasında azalabilir.

Sekonder Dismenore:
Sekonder dismenore doğal prostaglandin salınımına bağlı oluşan ağrılar dışındaki ağrılardır. Primer dismenoreye göre daha geç yaşlarda başlar. Sekonder dismenorede ağrılar normal kramplardan daha uzun sürer. Mensturasyon başlamadan ağrılar başlayabilir ve periyod sırasında daha da şiddetlenip bittikten sonra da devam edebilir. Sekonder dismenorenin en sık nedenlerinden bazıları endometriozis ve myomlardır.

Endometriozis uterusun iç tabakasının overler ve fallop tüpleri gibi uterus dışı dokularda yer almasıdır. Bu dokular bulundukları yerde aylık hormonal değişikliklere cevap vererek kanar ve dökülür. Uterus ve vajina dışında olan bu kanama özellikle periyod öncesinde olmak üzere, periyod sırasında ve sonrasında da ağrıya neden olabilir.

Myomlar uterus dışında içinde ve duvarında gelişebilen iyi huylu kas tümörleridir. Bu tümörler kanser değildir fakat ağrıya ve şiddetli menstruel kanamaya neden olabilir.

Tani:
Dismenorenin nedeni hastanın semptomları (bulgu) ve adet dönemlerini içeren tıbbi hikayesi ve pelvik muayenesi ile saptanabilir. Bunların sonuçlarına dayanarak rahim ağzından sürüntü alaınması (smear), laboratuvar testleri ve ultrason muayenesi gibi bazı ek testler istenebilir. Bazı olgularda laparoskopi olarak adlandırılan cerrahi işlem uygulanabilir. Bu işlemde göbekten küçük bir kesi yapılır ardından laparoskop olarak adlandırılan ışıklı ince bir boru şeklindeki alet ile karın içine girilir. Laparoskop doktorun pelvik organları incelemesini sağlar. Laparoskopi genellikle genel anestezi ile hastane koşullarında yapılır. Bazen dismenore nedeni bulunabilirken sıklıkla etken tanımlanamaz.

Tedavi:
Dismenorenin tedavisi ilaçları ve ağrıyı azaltan teknikleri içerir. Doktor tarafından kasları gevşeten hormonal tedavi veya ilaç tedavisi önerilebilirken bazı olgularda cerrahi işleme gerek duyulabilir.

İlaç tedavisi:
Nonsteroid anti inflamatuarlar olarak adlandırılan ilaçlar prostoglandin üretimini baskılar. Böylece krampların şiddeti azalır. Bu ilaçlar bulantı ve kusma gibi yakınmaları da önleyebilir. İbuprofen ve naproksen gibi nonsteroid antiinflamatuar ilaçların çoğu reçetesiz alınabilir. Bu ilaçlar siklusun ilk günü alınırsa daha etkili olur. Genellikle bir iki gün almak yeterlidir ve beraberinde alkol almaktan kaçınılmalıdır. Kanama bozukluğu, karaciğer hastalığı, mide hastalıkları ve ülseri olan hastalar tarafından kullanılmamalı veya dikkatle kullanılmalıdır.

Hormonal kontrosepsiyon:
Doğum kontrol hapları, deriye yapıştırılan bantlar ve vajinal halka gibi hormonal kontrasepsiyon yöntemleri ağrıyı azaltır. Bazı vakalarda hormonal rahim içi araçlar önerilebilir. Bu hormonlar rahimden üretilen prostoglandin düzeylerini azaltarak kasılmaları, kanamayı ve ağrıyı, ayrıca myom ve endometrozis gelişimini azaltır. Ancak tedavinin kesilmesiyle bunlar tekrar büyüyebilir.

Cerrahi:
Myomlar ağrıya neden olursa rahimi besleyen damarların özel yöntemlerle kanlanmasının durdurulması yöntemi önerilebilir. Endometriozis tedavisinde laparoskopi önerilebilir. Rahim dışında büyüyen ancak rahimin iç tabakasından köken alan doku bölgeleri laparoskopi veya ameliyat ile yok edilebilir.

Şiddetli olgularda rahim alınabilir, bu tedavide son seçenektir.

Diğer tedaviler: Bunlar ağrıyı hafifleten fakat önlemeyen tedavilerdir.

  • B1 vitamin ve magnezyum takviyesi
  • Masaj
  • Akapunktur
  • Egzersiz: Aerobik, bisiklet, yürüyüş, yüzme gibi egzersizler ağrıyı kesen kimyasalların üretimine neden olur.
  • Sıcak uygulama: Sıcak banyo, batın üzerine uygulanan sıcak su torbaları ve pedler
  • Uyku: adet döngüsü öncesinde ve sırasında uykunuzu aldığınızdan emin olun.
  • Rahatlama: Meditasyon veya yoga uygulamaları.

Sonuç olarak menstruel periyod sırasında ağrı kadınlarda yaygın bir sorundur. Bu ağrıların çoğu hafiftir ve reçetesiz alınabilen ilaçlarla tedavi edilebilir. Bazen bu ağrılar çok şiddetli olabilir ve ek tedaviler gerekebilir. Eğer 2-3 günden daha uzun süren menstruel kramplar varsa doktora danışılmalıdır.

Etiketler: sancılı adet görme, dismenore, mensturel ağrı, primer dismenore, sekonder dismenore, myom,

Kaynak: http://www.etlikdogumevi.gov.tr/

Yumurtlama Tedavisi

Nisan 24th, 2008 yazan admin

Yumurtlama Tedavisi (Ovulasyon İndüksiyonu)

Yumurtlama ilaçları ile kadınların yaklaşık % 80′ninde yumurtlama sağlanabilir. Bunların da yaklaşık yarısı doğuma kadar ulaşabilir. Normalde bir kadında her adet döneminde (yani her siklusta) temel olarak hormonların yönettiği karmaşık bir olaylar zinciri yaşanır. Bu zincir aynı zamanda hassas bir zincirdir ve bir çok faktörün bir arada, uyum içinde çalışmasını gerektirir.

“Ovülasyon indüksiyonu (yumurtlama tedavisi)”, verilen ilaçlar ile yumurtlamanın uyarılmasını, yumurtlama sayısının arttırılmasını ve bu şekilde gebe kalma olasılığını yükseltmeyi amaçlayan yöntemleri içerir. Yumurtlamanın olmadığı veya düzensiz olduğu kadınlarda kullanılabildiği gibi infertilite nedeni açıklanamayan hastalarda veya erkeğe ait nedenlerle ortaya çıkan durumlarda da kullanılabilir.

Yumurtlama Tedavisi (Ovulasyon İndüksiyonu) Nasıl Uygulanır?
Yumurtlama tedavileri ya da diğer adıyla ovulasyon indüksiyonunda kullanılan çok sayıda ilaç vardır. Temel amaç önceden problemli olan ovulasyonu sağlamak, ovulasyonu düzenlemek ve sayısal olarak yumurtaların artması ile de gebelik şansını yükseltmektir. Ancak gebelik için sadece yumurta sayısı değil yumurta kalitesi de önemlidir. Ovulasyon indüksiyonunda kullanılan ilaçlar; farklı dozlarda, farklı kombinasyonlarda diğer ilaçlarla birlikte ve değişen sürelerde kullanılır. Olgun yumurtalar elde etmek için birtakım ilaçlar kombine olarak kullanılır. Her hastanın kişisel özelliklerine göre değişik ilaç rejimleri kullanılır. Ancak, çoğu rejimler aşağıda adı geçen ilaç gruplarını içerir.

Genel olarak kullanılan ilaçlar;

1) GnRH Analogları
Günlük veya tek doz yapılan enjeksiyonlar ile burun spreyi şeklinde uygulanan ilaçlardır.
Bu ilaçlar down regulation dediğimiz, hipofiz bezinin doğal olarak FSH ve LH üretimini kısarak, olgunlaşmakta olan folliküllerin erkenden bozulmalarını önlerler.

Yan etkileri arasında lokal cilt reaksiyonları (kızarıklık v.b.), baş ağrısı, sıcak basmaları ve ruh hali değişiklikleri sayılabilir. Tüm yan etkiler ilaç kesildikten bir süre sonra düzelir. Eğer bu ilaçları kullanırken adetiniz iki haftadan daha fazla gecikirse gebelik testi yaptırmanız gereklidir.

2) Menotropinler:
FSH ve LH hormonlarını beraber içerek günlük enjeksiyonlarla follikül gelişimini uyaran ilaçlardır. Avantajı follitropinlere göre daha ucuz olmasıdır.

3) Follitropinler:
İçlerinde yalnızca FSH bulundurup çok ileri teknolojiler kullanılarak (DNA rekombinasyonu ile) üretilirler. Laboratuar ortamında doku kültürlerinde oluşturulurlar. Menotropinlere göre daha yeni ilaçlardır. Follitropinlerin her ampulerindeki ilaç dozları standarttır ve kısa iğnelerle cilt altı (subkutan), uzun iğnelerle kas içine (intramusküler) enjeksiyonla kullanılabilirler. Son derece etkili tedavi sağlamalarına rağmen dezavantajları pahalı olmalarıdır. Recombinant saf (pür) LH içeren cilt altına iğne yapma şeklinde uygulanan ve yumurtalık gelişimini sağlayan diğer bir follitropin grubuda mevcuttur.

4) hCG hormonu:
Yumurtaları çatlatma amacıyla yumurta toplama işleminden 34-36 saat önce uygulanır. Bu hormonun etkisi büyümüş folliküller içerisindeki yumurtaları olgulaştırarak döllenmeye hazır hale getirmek ve aynı zamanda progesteron salgılanmasını başlatmaktır.

5) Doğal progesteronlar:
Yumurta toplanmasından sonra uygulanırlar. Alternatif olarak, günlük progesteron enjeksiyonları da kullanılabilir. Doğal progesteronların hepsinin amacı endometrium denen rahmin iç duvarını embriyoların yuvalanmasına hazırlamaktır. Bazen ek olarak hormonal destek olarak hCG enjeksiyonları da kullanılabilir. Görülebilen yan etkileri; göğüslerde hassasiyet, baş ağrısı, bulantı, sıvı tutulması, halsizlik, ruh halinde değişiklik, depresyon, vajinal kullanımda ise bunlara ek olarak vajinal kaşıntı ve irritasyondur. Eğer daha önceden damarda kan pıhtılaşması, emboli ya da tromboflebit yaşadıysanız doktorunuza bu konuyu tekrar hatırlatınız.

6) GnRH antagonistleri:
Günümüzde GnRH analoglarının yerine kullanılmak üzere geliştirilen ilaçlardır. Ovulasyon indüksiyonu, kullanılan tedavi protokolüne göre değişebilen bazı takipleri gerektirir. Belirli adet günlerinde laboratuar tetkikleri ve düzenli follikül takibi (follikülometri) yapılır. Çünkü her kişinin ovulasyon indüksiyonuna verdiği yumurtlama yanıtı farklıdır. Bazen bir tedavi protokolü başlanır. Yumurtlama cevabı yeterince alınamaz. Bu durumda ilaç protokolü değiştirilerek tedaviye devam edilebilir. Bu nedenle tedavi protokolü, ilaç dozları ve kullanılacak yardımcı üreme tekniği kişiden kişiye farklılık gösterir. Bazen aşırı cevap alınabilir ki bu duruma “Ovaryan Hiperstimülasyon Sendromu (OHSS)” denir. OHSS’de durumun şiddetine göre tedavi gerektirebilen istenmeyen bir durumdur.

Etiketler: yumurtlama tedavisi, doğal progesteronlar, progesteron, hCG hormonu, follitropin, menotropin, GnRH, ovulasyon indüksiyonu

Kaynak: http://www.etlikdogumevi.gov.tr/

Tekrarlayan Gebelik Kayıpları

Nisan 24th, 2008 yazan admin

Tekrarlayan gebelik kaybı veya tıbbi literatürdeki ismiyle “Habituel abortus” veya eski Türkçe ile “Mükerrer düşükler” ; gebeliğin ilk üç ayında ard arda en az üç kez ortaya çıkan ve kendiliğinden olan düşüklere verilen addır.

Çiftlerin yaklaşık %2′ sinde bu sorun vardır. Bu durumun tanı ve tedavisi üremeyle ilgilenen tıp dallarının en güç konularından birini oluşturur.

Düşük (abortus), gebeliğin en sık rastlanan komplikasyonudur. Aslında bazı aylarda kadınlar daha gebe olduklarını bile farkına varmadan, adet kanaması ile “sessiz düşük” yapabilir. Yani her döllenme, sağlıklı gebelikle sonuçlanmaz. Bazen döllenme olur, fakat döllenme ürünü rahim içine yerleşmez ve sessizce, adet kanaması ile birlikte düşer. Bu durum sadece gebelik testleriyle anlaşılabilir. Biz buna “kimyasal gebelik” diyoruz.

Tekrarlayan Düşük Sebepleri

1. Uterus (rahim) yapısal bozuklukları ve serviks (rahim ağzı) yetersizliği

2. Endokrin (hormonal) bozukluklar

3. Enfeksiyonlar

4. Kromozomal bozukluklar

5. Otoimmün hastalıklar (bağışıklık sistemi hastalıkları)

6. Çevresel ve diğer faktörler

olarak sıralayabiliriz.

Her birini ayrı ayrı ele almak gerekirse;

1) Uterus (Rahim) anatomik bozuklukları ve serviks (rahim ağzı) yetersizliği
Rahim ağzı yetersizliği özellikle gebeliğin 4. ve 6. ayları arasında rahim ağzının sancısız bir şekilde açılması ve gebelik zarlarının yırtılmasıyla fetusun (bebeğin) dışarı atılmasıyla ortaya çıkan durumdur. Tedavisi genellikle cerrahidir. Üçüncü ayın sonunda rahim ağzına usulüne uygun şekilde dikiş konulabilir (McDonald ve Shirodkar ameliyatları).

Uterusun yapısal bozuklukları ise myomlar, rahim içi yapışıklıklar (adezyonlar), rahim içinde bir bölmenin olması (Uterin septum), çift rahim (Uterus didelfis) ve diğer şekil bozukluklarıdır. Tekrarlayan gebelik kaybı olanlarda bu bozuklukların sıklığı %10-15′tir. Bu bozukluklar; ya damarlanmayı kötü yönde etkileyerek ya da uterus boşluğunun boyutlarını küçültüp değiştirerek, fetusun yerleşeceği bölgeyi uygunsuz hale getirmektedir. Bu anormalliklerin cerrahi olarak düzeltilmesi düşük oranlarını azaltmaktadır.

2) Endokrin (hormonal) bozukluklar
En sıklıkla üç tür bozukluk tekrarlayan gebelik kaybı nedeni olarak akla gelmektedir. Bunlar;

1) Diyabet (şeker hastalığı)

2) Tiroid bezi hastalıkları

3) Bir adet düzeni problemi olan “korpus luteum yetmezliği” dir.

Kontrol altındaki diyabet hastalığının düşük riskini arttırmadığı iyi bilinir. Yani gebe kalan bir diyabet hastasının kan şekeri iyi bir şekilde kontrol edilirse düşük ihtimali artmamaktadır.

Tiroid hastalığının gebelik kaybına neden olduğuna dair bilimsel kanıtlar yetersizdir. Bu nedenle tekrarlayan düşüğü olanlarda tiroid homonlarına bakılmasının şart olmadığı söylenmektedir.

Adet düzeniyle ilgili problemler çoğunlukla “ovulasyon” yani yumurtlamayla ilgili aksaklıklarda görülür. Özellikle gebeliğin devamı için gerekli olan “progesteron” hormonunun yetersizliğine yol açan bozuklukların tekrarlayan düşüklere neden olabileceği düşünülmektedir. Adet düzeni ile ilgili problemlerin nasıl oluyor da düşüğe sebep olabildiğini daha iyi anlamak için normal fizyolojiyi anlatmakta fayda bulunmaktadır. Yumurtlama olup yumurta atıldıktan sonra yumurtalıklarda kalan kalıntısal yapıya “Korpus luteum” veya renginden dolayı “sarı cisimcik” adı verilir. Korpus luteum’un görevi, döllenme sonrası gebeliğin devamını sağlamak amacıyla progesteron hormonunu üretmektir. Progesteron hormonunun görevi ise, yeni oluşan bir gebeliğin vücut tarafından reddedilerek atılmasını engellemektir. Progesteron hormonunun salgılanma süresi, gebeliğin oluşmadığı durumlarda Korpus luteum’un ömrü kadar, yani 14 gün olmasına rağmen gebeliğin oluştuğu durumlarda 3 aya kadar devam ederek daha sonrasında yerini plasentaya devreder.Korpus luteum, gebelik oluşmasına rağmen daha kısa zaman içinde yaşlanır ve görevini plasentaya devredemeden yok olursa bu durumda “Korpus luteum yetmezliği” nden bahsedilir ve gebelik düşükle sonuçlanır. Korpus luteum yetmezliğinin tanısı rahim iç zarından alınan biopsi (Endometrial biyopsi) ile konur. Korpus luteum yetmezliğinin tedavisi ise eksikliğin ortaya çıkmaya başladığı dönemde progesteron hormonun ilaçlarla yerine konmasıdır. Bu tedaviye genellikle gebeliğin ilk üç ayında devam edilir.

3) Enfeksiyonlar
Virüs ve bakterilerin neden olduğu enfeksiyonların gebelik kaybına neden olabileceği düşünülmektedir. Listeria monocytogenes, Toksoplasma türleri, Mycoplasma hominis, Ureaplasma urealiticum bu mikroorganizmalardan en sık görülenlerdir. Ne var ki bunların tek bir kez düşüğe neden olduğu bilindiği halde tekrarlayan düşük sebebi oldukları tam olarak kanıtlanamamıştır.

4) Kromozomal bozukluklar
Tekrarlayan düşüklerde çiftlerin %5′inde anne-babaya ait kromozomal bozukluk bulunmuştur. Bu sıklık genel toplumdakinden belirgin bir şekilde yüksektir. Anne ile babanın taşıyıcı olduğu ve hastalık oluşturmayan genetik problemleri, gebelikte aşikar hale geçerek yaşamla bağdaşmayan düşüklerle sonuçlanabilmektedir.Düşük tekrarını öngörmede çiftlerde genetik inceleme yapılması yardımcı olabilmektedir. Edinilen bulgular genetik danışmanlıkta dayanak oluşturmaktır. Düşük materyalinin kromozomal analizi de tedavi yönteminin başarısızlığı araştırılırken yararlı olmaktadır.

5) Otoimmün hastalıklar (Bağışıklık sistemi hastalıkları)
1980′li yıllarda araştırmacılar anti-fosfolipid antikoru denen, vücutta normalden sapma sonucunda oluşan, savunma sisteminin düzenlenmesinde etkili olan fakat tam olarak tanımlanamayan bir faktörün uyarısıyla yapılan oluşumların tekrarlayan düşük nedeni olabileceğini öne sürmüşlerdir. Bu maddeler ile fetus ölümü arasında net ilişkiler saptanmıştır. Bu maddelerin etki mekanizması; plasentanın yetersiz kanlanmasına yol açan damar bozuklukları oluşturmasıdır. Bu tür hastaların bebek sahibi olabilmeleri için steroid tedavisi, düşük doz aspirin tedavisi “antikoagulan (pıhtılaşma engelleyici)” denen heparin adlı bir maddeyle tedavisi gerekebilmektedir.

6) Çevresel ve diğer faktörler
Gebelik kaybı anne yaşıyla artmaktadır. 35 yaş üzeri kadınlarda genç kadınlara oranla normal gebelik ihtimali büyük ölçüde azalır. 40 yaşın üzerindeki kadınlarda düşük riski %50′ye yaklaşır. Kadınlar bu riskler konusunda eğitilmelidir. Kadınların işe başlamasının düşük riskini artırmadığı İskandinav ülkelerindeki çalışmalarda gösterilmiştir. Bununla birlikte hastaların çalıştıkları yerde gebeliği riske sokacak kimyasallarla karşılaşmadıklarından emin olmak gereklidir. Sigara ve alkol kullanımı düşük riskini artırmaktadır. Pasif sigara dumanının etkisi hakkında ise net bilgiler yoktur. Psikolojik faktörlerin incelenmesi zor olduğu için tekrarlayan düşük nedeni olup olmadıkları net değildir.

Tekrarlayan Gebelik Kaybı Olan Hastaların İzlemi

Düşük riski, düşük sayısı arttıkça artar. Üst üste 4 düşükten sonra tekrarlama riski %50′ye kadar yükselmektedir. Tekrarlayan gebelik kaybı olan hastayı ele alırken en önemli yaklaşım eğitim ve destektir.

Hastalar çoğunlukla herhangi bir bulgu olmasa da kaybın anne yaşıyla birlikte artacağı konusunda eğitilmeli, erken doğum ve dış gebelik gibi diğer gebelik komplikasyonlarının artmış riski altında olduklarını bilmelidirler. Sağlıklı bir gebeliğin zarar görmesinin zor olduğu ve normalde rahim kramplarının artmasına neden olan cinsel ilişki ve egzersiz gibi aktivitelerin sağlıklı bir gebeliği bozmayacağını söylemek yararlıdır. Genellikle 35 yaş altındaki kadınlarda üç düşükten, daha ileri yaştakilerdeyse iki düşükten sonra laboratuar çalışmaları yapılmalıdır. Bu laboratuar yükünü ve sağlık hizmetlerinin maliyetini belli oranda azaltmak içindir. Bununla birlikte bazen bir çift uzun bir zaman beklemek isterken bir başkası tüm araştırma programının ilk düşükten sonra uygulanmasını isteyebilir. Düşük yapan çiftler tam bir değerlendirme ile başarılı bir tedavi sonrasında gebe kalınca ilk üç ayda yoğun doktor desteğine ihtiyaç duyarlar.

Son yıllarda ortaya atılan “Trombofili” durumunda ise plasentaya giden kan akımı oluşan küçük tıkaçlar sayesinde düşmekte ve rahim içindeki bebek kaybedilmektedir. Bu durumun tespiti sonrası kanda pıhtılaşmayı önleyici bazı ilaçlar ve “metioninden fakir diyet” tavsiye edilmektedir. Tekrarlayan gebelik kayıpları ile karşılaşan aileler, bunun bir kader olmadığına inanmalıdır. Bu inançla ve sabırla doktoru ile işbirliği içinde gerekli önlemler alınmalıdır. Nedene yönelik tedavi sonrası, başarılı gebelik oranlarının çok yüksek olabileceği (%90) unutulmamalıdır. Yine, ultrasonografik olarak 8. gebelik haftasında kalp atımının saptanmasının düşük riski %3-5′elere düşmektedir.

Bütün araştırmalara karşın hastaların %50’sinde hiçbir faktör saptanamamaktadır. Bu hastalarda iki yol izlenebilir: Birincisi üç gebelik kaybından sonra %70 oranında doğuma kadar giden gebelik oluşabileceği göz önünde bulundurularak hastanın yeniden gebe kalmasının teşvik edilmesidir. İkinci yol ise hastanın tüp bebek uygulamasına alınması ve PGD yöntemi ile embriyoların genetiğine bakılarak sadece normal embriyoların rahim içerisine transfer edilmesidir. Ancak burada tartışılan sorunlar normal gebe kalabilen bir hastanın tüp bebek gibi zorlu ve stresli bir işleme tabi tutulması, hastanın gebe kalmasının garanti olmaması, gebe kalsa bile tekrar düşükle sonuçlanabilmesi ve işlemin ekonomik maliyetidir. Yapılan çalışmalarda tekrarlayan düşükleri olan hastalarda PGD uygulandığında devam eden gebelik oranının arttığı görülmüştür.

Hastanın tedavi yöntemine karar verirken unutulmaması gereken en önemli faktörler hastanın yaşı, düşük sayısı ve daha önce doğuma kadar giden gebeliğinin olup olmamasıdır.

Kaynak: http://www.etlikdogumevi.gov.tr/

Hamilelikte Zararlılar Listesi

Nisan 24th, 2008 yazan admin

Uzmanlar; anne adaylarını az pişmiş yumurtadan, deniz ürünlerine kadar pek çok besinden uzak durmaları için uyarıyor.

Anne adayları bebeklerini korumak amacıyla hamilelikte nelerin zararlı olup olmadığını bilmek isterler. Hamileyken kendi sağlığınıza dikkat etmek, bebeğinizi de korumanın en iyi yoludur. Hamilelik boyunca neler yiyebileceğiniz ve yiyemeyeceğiniz konusunda kendinizi çok sıkmayın. Başlangıçta size kocaman görünen ‘hamilelikteki yasaklar listesi’ aslında düşündüğünüz kadar korkutucu değildir. Pek çok yasak besinin zarar verme riski düşüktür ama siz yine de emniyetli olan yolu seçmelisiniz. İşte, hamilelikte beslenme konusunda dikkat etmeniz gerekenler…

Küflü ve pastörize edilmemiş sütten yapılan peynirler: Küflü ve pastörize edilmemiş sütten yapılan peynirler güvenilir değildir. Pastörize edilmemiş yumuşak peynirlerde; erken doğum, düşük ve doğum kusurlarına yol açan listeria (tehlikeli bir bakteri cinsi) bulunur. Pastörize sütten yapılmış her tür beyaz peynir, kaşar peyniri ya da diğer tür peynirler rahatlıkla yenebilir. Peynir iyi bir kalsiyum kaynağı olduğundan, hamileler için gereklidir. Bebeğinizin kemik ve diş gelişimine faydası olur.

Yumurta: Az pişmiş yumurta ve pişmemiş yumurta içeren mayonez gibi yiyecekler hamileyken tüketilmemeli. Çiğ ve az pişmiş yumurta, şiddetli besin zehirlenmesine neden olan salmonella’nın kaynağı olabilir. İyi pişmiş ya da katılaşana kadar kaynamış yumurtanın bir zararı olmaz. Güvenilir, mümkünse markalı yumurtalar alın ve iyice pişirdikten sonra yiyin.

Az pişmiş ya da çiğ et: Çiğ ya da az pişmiş et kesinlikle yenmemeli. Az pişmiş ve çiğ ette toksoplazma riski vardır. Toksoplazma, düşüğe ve doğum kusurlarına neden olabilir. Et ve tavukları, hiç pembelik kalmayana kadar pişirmelisiniz. Buzluktan çıkan etleri, iyice çözülmeden pişirmeyin.

Deniz ürünleri: Midye, istiridye, karides gibi çiğ ve az pişmiş kabuklu deniz ürünleri yenmemeli. Sushi de hamilelikte tüketilmemelidir. Çiğ deniz ürünleri salmonella nedeniyle zehirlenmeye neden olabilir. Aynı zamanda, campylobacter (hem hayvanlarda hem de insanlarda hastalık yapan bir bakteri) ve listeria da taşıyabilirler. Deniz ürünlerini, bakterilerinin ölmesini sağlamak için iyice pişirdikten sonra yiyebilirsiniz.

Balık: Konserve balıkları haftada iki kereden fazla yemeyin. Köpek balığı ve kılıç balığından da uzak durmalısınız. Bu balıklar cıva gibi ağır metaller içerebilir ve bunlar da bebeğinizin sinir sistemine zarar verebilir. Hamilelere özellikle; lüfer, palamut, levrek, sardalye, uskumru ve somon tavsiye edilir. Yeter ki, iyice pişmiş olsunlar.

kaynak: www.e-kolay.net/kadin

« Önceki Konular